Monthly Archive for "Temmuz 2006"



Günün Yazısı Suat Öztürk on 29 Temmuz 2006

Haritalar Nasıl Yalan Söyler?

Yazar Ali Bulaç birkaç gün önce “Ortadoğu: Bu ismi kim verdi?” başlıklı bir yazı yazmıştı. Bulaç yazısında “Her isimlendirme bir tanımlama, her tanımlama bir müdahaledir.” diyor. Tartışılabilecek ama genel hatlarıyla doğru bir tespit.

Bulaç’ın yazısını okuyunca aklıma Mustafa Armağan’ın, daha önce arşivime kaydettiğim, “Osmanlı İnsanlığın Son Adası” adlı kitabına da aldığı iki yazısı geldi. “Haritalar nasıl yalan söyler?” ve “Harita Emperyalizmi” başlıklı yazılarında Armağan, haritaların nasıl birer silah gibi kullanıldığını; haritaların dünyaya olan bakışın bir ifade yöntemi olduğunu ve haritacıların bir bakıma neyi, nasıl göstereceklerini, dahası neyi göstermeyeceklerini de “tercih” eden birer manipülatör olduğunu işliyor.

Bu yazıları sizlerle paylaşmak istedim..

Ali Bulaç’ın ve Mustafa Armağan’ın yazılarını okuyunca “Haritalar, yaratılmasına yardımcı oldukları dünyaya inancın en güçlü ifadelerinden biridir” diyen S.Thomasch ile, “Haritalar, en az toplar ve savaş gemileri kadar emperyalizmin silahları olagelmiştir” diyen J.B. Harley’e hak vereceksiniz.

Popularity: 3% [?]

Güncel & İslam Suat Öztürk on 27 Temmuz 2006

Biz Ne Söylüyoruz?

Bazı yorum sitelerinde kimi yorumcular(1) tarafından, Müslümanların sürekli materyalizme saldırdığı, bir eylem planlarının olmadığı, yazılarının soğuk ve ansiklopedik olduğu vb. gibi eleştiriler yapılıyor. Ve ardından akıllar veriliyor: “Şikayet etmeyi bırakın; şikayet ettikleriniz gibi davranın onların yolunu izleyin..”

Yazıları soğuk bulmaları normal, çünkü içtenlik yapmıyoruz, şirinlik kaygımızda yok. Duygusal chat arkadaşlarınızdan da değiliz. Dünya yanıyor, insanlar, çocuklar ölüyor. Bilgi paylaşımını, dünyaya dair yorumları, felsefi tartışmaları soğukluk olarak görenler fikir sitelerinden ziyade daha sıcak bir yere mesela bir chat odasına gidebilir. Veya duyarlı medyamızın uyutma araçlarından biri olan televizyonlarda bolca bulunan Sibel Can’ın bilmemneresi, Hülya Avşar’ın son sevgilisi, Demet Akalın’ın silikonları gibi sıcak konulara ilgi duyabilir. Tartışmaların yapıldığı yerler soğuk; evet, çünkü ciddi şeyler konuşuyoruz.

Bu gibi şikayetlerde bulunan yorumcular, Batı’nın bu zenginliğini sömürüye borçlu olduğunu ve yine bu zenginliğin verdiği gücü işgal etmek sömürmek ve katletmek için kullandığını da nihayet kabul ediyorlar. Buradaki döngünün birbirini besleyen damarlar olduğunun farkındalar mı bilmiyorum. Sömürü, zenginliği, zenginlik ekonomik/askeri gücü, ekonomik askeri güç daha çok ve daha kolay sömürüyü, daha kolay sömürü neticesinde de daha çok zenginlik ve daha çok askeri/ekonomik güç.. ilah.. Devam eden ve sürekli de büyüyen bir döngü.. Continue Reading »

Popularity: 9% [?]

Günün Yazısı Suat Öztürk on 24 Temmuz 2006

Günün Yazısı (T.Kıvanç-Yeni Şafak)

Yeni Şafak’tan Taha Kıvanç’ın yazısı dikkatimi çekti bugün. Kıvanç  “Eğlenceli Bir Kitap” başlıklı yazısı  ile Soner Yalçın’ın yeni çıkan kitabı Efendi-2 ‘den bahsetmiş.

Yalçın’ın daha önce de aynı konu ekseninde “Efendi/ Beyaz Türklerin Büyük Sırrı” adlı bir kitabı yayınlanmıştı. Bu kitabı okumuştum. Bir nev’i Sabetayist turnusolu niteliğindeki bu kitapta Yalçın inanılmaz hatalı bir mantık örgüsü kullanıyor. Ve kimse bu testten geçemiyor. Bu yöntemle  herhangi bir meseleyi/ideolojiyi/ kökeni dilediğiniz kişiyle, dilediğiniz anlamda bağlantılandırabilirsiniz. Kur’an-ı Kerim şifrecilerinin yöntemlerine benziyor. Ordan olmadı şurdan, şurdan olmadı burdan. Bunun şurası, şunun burası. Bu ikisinin toplamı falan gibi. Sonuçta ne istiyorsanız onu buluyorsunuz. Her çözüm için ayrı ayrı formül. Yalçın’ın ilişkilendirme yöntemi de aynı bu şekilde.

Kafa karıştırıcı kurgularla ve yanlış bilgilerle birlikte, alakasız irtibatlardan çıkarılan ilginç hükümleri de ayıklayabilirseniz eğer, kitaptan  bir kaç konuda faydalanabilecek bilgi de edinebilirsiniz tabi. Fakat bunun için kendinizi bayağı zorlamalısınız. Continue Reading »

Popularity: 4% [?]

Kitap-Dergi Suat Öztürk on 24 Temmuz 2006

‘Tarih ve Düşünce’ den kesitler

Sürekli takip ettiğim dergiler arasında özel bir yeri olan Tarih ve Düşünce’nin(1) Haziran 2006 sayısına, biraz benim ihmalim, birazda dağıtımdaki aksamalardan dolayı yeni ulaşabildim.

Her sayısında birbirinden anlamlı dosyalarla okuyucusunun karşısına çıkan Tarih ve Düşünce’nin bu sayısında da yine çok güzel yazılar var.

Kapak konusu, Dücane Cündioğlu’nun, Cemil Meriç’in ‘Bu Ülke’sine alınmayıp sansürlenen bölümlerini konu edinen uzun makalesi. Cündioğlu yazısında Cemil Meriç’in Ziya Gökalp’in “Türkoloji” serüveni üzerine eleştirilerini yazdığı ama kendisinin tabiriyle “çıkart dediler çıkarttım” dediği “Turan’a kaçış” bölümünden bahsediyor.

Cemil Meriç okurlarının bildiği gibi “Bu Ülke” de Cemil Meriç beş “kaçış” dan bahseder: Continue Reading »

Popularity: 7% [?]

Güncel Suat Öztürk on 21 Temmuz 2006

Yeni Tema

Wordpress son derece cimri davrandığı tema seçeneklerine şu anda gördüğünüz yeni tasarımı eklemiş. Benim çok hoşuma gitti. Yazı karakterleri eski temama nazaran daha okunaklı ve koyu, tasarımı şık. Ayrıca “yorumlar” bölümünün okunabilirliği de çok daha iyi..

Sizler ne dersiniz, fikrinizi almak istedim.

Düşüncelerinizi paylaşırsanız çok sevinirim.

Popularity: 14% [?]

Günün Yazısı Suat Öztürk on 21 Temmuz 2006

Günün Yazısı (A.Bulaç-Zaman)

Yazar Ali Bulaç bugünkü yazısında Oryantalist Auguste Bebel’in “Hz. Muhammet ve İslam Kültürü” adlı kitabından ve Yahudi yazar Max Dumant’dan bazı alıntılar yapmış. “Müslümanlar Gayri Müslimlere Nasıl Davrandı?” başlıklı yazı İslam’ın hoşgörüsünü oryantalistlerin dilinden aktarıyor:

İsrail’den Abant’a katılan tarihçi Benny Morris, hepimizin gözünün içine bakarak, “tarihte Müslümanların Yahudileri dışladıklarını, hatta katliamdan geçirdikleri”ni söyledi.

Bugün İsrail’in yaptıklarına mazeret babında da “Müslümanların da katliam yaptıkları”nı, buna örnek olarak Darfur’u gösterdi. Müslümanların Yahudilere ve diğer din mensuplarına karşı nasıl davrandıklarına dair Marxist Auguste Bebel, Yahudi Max Dumant ve iyi bir Hıristiyan oryantalist olan W. Montgomery Watt’ın şahitliklerine başvurulabilir. “Hz. Muhammet ve İslam Kültürü” (Çev. V. Atayaman, İst., 1987, s. 28 vd.) adlı kitabında Bebel şunları yazar: Continue Reading »

Popularity: 3% [?]

Kitap-Dergi Suat Öztürk on 18 Temmuz 2006

Okunası Bir Kitap..

Bayağıdan beri tanıtmak istediğim bir kitap vardı. Yeni çıkan bir kitaptan falan bahsetmiyorum. 1993′te yayınlanmış. Okuyan arkadaşların çok istifadesini göreceğine inandığım bir kaynak kitap niteliğinde. Belki  birçoğunuz okumuşsunuzdur, bilmiyorum ama okumayanlarınız da vardır muhakkak. 

Ünlü İslam Alimi Prof.Seyyid Hüseyin Nasr ‘ın “Genç Müslüman’a Modern Dünya Rehberi” adlı, bir başucu kitabı niteliğinde olan eserinden sözediyorum. Bu kitabı tanıtmayı uzun zamandan beri düşünüyordum ama  vesile, Mustafa Bey’in sitesinin değerli yorumcularından Esra Hanım’ın, bir yorumunda bu kitaba yaptığı atıf oldu.

Modern dünyayı ve felsefi arkaplanını yalın bir dille anlatan Nasr’ın bu kitabı -başlangıç seviyesinde- bütün Batılı felsefi ekolleri ve bu ekollerin düşünürlerini inceliyor. Kitabın ilk bölümüne  ”İslam’ın mesajı” adını veren ve alt başlıklarda İslam’ın teolojisini, şeriatını, maneviyatını, bilimini, sanat ve edebiyatını, ayrıca modern zamanlarda İslam Alemi’nin durumunu açıklayan Nasr, daha sonraki “Modern Dünyanın Mahiyeti” adlı ikinci bölümünde de Batı’da “din” kavramından başlayarak, Modern Batı Felsefesini ve Düşünce Okullarını, bilim ve teknolojiyi,  modern dünyanın siyasi, sosyal ve iktisadi yaşamını, eğitimini, tarihini, kuram ve felsefelerini, sanatını ve yaşam tarihini inceliyor. Continue Reading »

Popularity: 7% [?]

Güncel & Tarih & İslam Suat Öztürk on 16 Temmuz 2006

Araplar ve İhanet

Bugün Sevgili Afşar Çelik’in sitesinde, “Rüzgâr Eken Fırtına Biçmesin Sakın?” başlıklı yazısını okudum. Yazısında Filistin meselesine kısaca değinen Afşar Bey, Arapların Osmanlı’ya ihanet ettiğini, Filistinliler’in başlarına bunların gelmesinin sebeplerinden birisinin de bu olduğunu söylüyor.

Ben Afşar Bey’in yazısındaki bazı tespitlere katılıyorum elbette. Ancak “Arapların ihaneti” şeklinde genelleştirici ve tarihi hakikatlere ters bir kavramın çeşitli vesilerle sürekli dillendirilmesini doğru bulmuyorum.

Ayrıca Filistinliler’in Yahudilere toprak sattığı konusundaki genelleştirici iddialarda gerçeği yansıtmıyor. Ben daha çok bu “ihanet” meselesi üzerinde duracağım için toprak satma konusunda bilgilendirici bir yazının adresini vermekle yetineceğim.

Soğuk savaş döneminde FKÖ’nin marksizmin etkisiyle bizim sol örgütlere çıktığı destek ve verdiği kamp hizmetleri ise FKÖ’nün akıllara ziyan büyük bir ayıbıdır, bu noktada Afşar Bey’e katılıyorum.

Bu konuda daha önce de yazdığım yazıyla meseleye bakalım o halde. Araplar Osmanlı’ya ihanet etti mi? Bu soru birçok kişiye sorulduğunda tereddütsüz “evet” diyecektir. Arapların Osmanlı’ya ihanet ettiğine dair söylem hemen bütün resmi kaynaklarda sözbirliği edilmişcesine tekrarlanır durur. “Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur” şovenizmiyle başlayan söylemler “Ne Şam’ın şekeri ne Arab’ın yüzü” vaveylası ile devam eder. Pekii bu hikayenin ne kadarı doğru temellere dayanıyor ? Continue Reading »

Popularity: 10% [?]

Toplum Suat Öztürk on 15 Temmuz 2006

“Annem İnanmaz”

Mehmet Akbulut’un ” Nükteler Kitabı” adlı eserinden çok kısa bir kıssa aktarmak istiyorum bugün. Fıkra da denebilir tabii aktaracağım metine. Birçoklarınız belki aynısını ya da değişik varyasyonlarını duymuşsunuzdır muhakkak. Bu kıssanın ana fikri, hergün yaşadığımız birçok hadiseden de çıkartılabilir. Benim çok hoşuma gitti, ve aklıma yaşadığımız birçok hadiseyi getirdi, paylaşmak istedim:

Nüktedan ve mizahî yönüyle gayet meşhur olan Hasırcızade Mehmet Ağa, atının üstünde Gaziantep caddelerini dolaşırken elinde yoğurt kasesi taşıyan bir çocukla karşılaşır. Ağanın canı çekmiş olacak ki çocuğun elindeki kâseyi alır ve yoğurdun üst kısmından birazca yer. Hal böyle olunca, çocuk başlar ağlamaya.

Hasırcızade:

- Evladım, ağlama! Annene Hasırcızade yedi dersen sana kızmaz.

Ağlamaya devam eden çocuk diyeceğini der:

- Annem buna inanmaz! Sen bunu mutlaka bir ite yalattın der, beni döver!(1)

(1) Nükteler Kitabı - Mehmet Akbulut / Lamure Yay.İst.S.112 ISBN: 9944-959-39-1

Popularity: 3% [?]

Günün Yazısı Suat Öztürk on 13 Temmuz 2006

Günün Yazısı (A.Emre-Yeni Şafak)

Bugün YeniŞafak ‘ta Akif Emre, İsrailli Generalin, yaptıkları saldırıları meşrulaştırmak adına siyaset teorisine yeni açılımlar getirdiği ilginç sözlerini değerlendirmiş. Şöyle yazmış Akif Emre:

İsrailli generalin, neden sivil hedefleri imha ettiklerini soran gazetecilere verdiği cevap gücü elinde tutan çarpık ama şımarık bir zihniyetin ibretlik bir örneğidir. Radikal’den Murat Yetkin’in aktardığına göre; Terörizmi engellemek zorundayız. Sivilleri kalkan yapıyorlar. Yalnızca teröristin elektriğini kesemeyiz. Vurduğumuz her hedef, doğrudan ya da dolaylı terörizmle bağlantılı” Ve üstelik asker daha da ileri giderek siyaset teorisine katkı sayılabilecek yeni açılımlarda bulunuyor. ‘Madem onların seçtiği hükümet İsrail’e karşı bakışını değiştirmedi o halde onları seçen halk da her türlü saldırıyı hak etmişlerdir’ anlamında bir açıklama patlatıyor.

Bu ilginç sözler kimi ikna eder bilinmez ama bu tip bir akıl yürütmenin daha ilginç sonuçları çıkabilir. Akif Emre bunu şöyle vurguluyor: Continue Reading »

Popularity: 3% [?]

Tarih Suat Öztürk on 12 Temmuz 2006

Abdülhamid Han’dan Bir Kesit

Sultan Abdülhamid Han hâl edilişinden hemen sonra Selanik’e gönderilmişti bildiğiniz gibi. Abdülhamid Han, Selanik’te, Alatini Köşkünde hatıralarını yazmak istemiş hatta bir katibe dikte ettirmiş ancak haber alınınca müsveddelere el konulmuş ve bir daha da o müsveddelerden haber alınamamıştı.

Sultan Abdülhamid daha sonra İstanbul’a, Beylerbeyi Sarayına nakledilince bu kez hatıralarını yazdırmayı başardı ve bunlar Ali Vehbi Bey tarafından Fransızcaya tercüme edilerek yayınlandı. Ayrıca İsmet Bozdağ tarafından yayınlanan, Osman Senai Bey adlı subayın terekesinden çıkan bir defter; çeşitli hatıralar ve özel doktoru Atıf Bey’e söyledikleri bazı sözler de elimizde bulunmaktadır.(1)

Benim burada bahsetmek istediğim, Sultan Abdülhamid Han’ın hatıratından küçük bir kesit. Bu kesit, İsmet Bozdağ’ın “Abdülhamid’in Hatıra defteri: Belgeler ve Resimlerle” adlı kitabından. Bu kesiti, Mustafa Armağan’da son kitabı “Abdülhamid’in Kurtlarla Dansı”na alıntılamış. Armağan “Abdülhamid Kendini savunuyor” başlıklı yazısında Devrik Sultanın hatıralarında hem kendi devrinin zekice bir muhasebesini ve savunmasını yaptığını, hem de tahttan indirildikten sonra vuku bulan olayları yorumladığını söylüyor. Abdülhamid Han’ın; tahttan indirilmiş bir padişahın, kendisini hâl edenlere ve ülkeyi felakete sürükleyenlere karşı bile, Mustafa Armağan’ın deyişiyle “eden bulur” demeden konuşması da ayrıca takdire şayan.

Sadede gelelim. Aşağıdaki sözleri Abdülhamid Han, ölümünden 11 ay önce yazdırmış: Continue Reading »

Popularity: 4% [?]

Güncel Suat Öztürk on 10 Temmuz 2006

Mide Bulandırıcı İfrazat!..

Değerli araştırmacı-yazar Mustafa Akyol’un artık abone olduğum sitesinde bir yorum dikkatimi çekti bugün. Hakan Karaman isimli bir yorumcu, Mustafa Bey’in “Yeniden Filistin ve Irak Üzerine”  yazısının altına bir yorum eklemiş. Müslümanlara yapılan zulümlerden yakınan diğer yorumculara karşılık şöyle yazmış Hakan Bey:

bugun amerikada ve avrupada her insan kendi dinini rahatlikla icra edebiliyor, isteyen istedigi sekilde cami vs acabiliyor, kuran vs dagitabiliyor. ozgurluk buyuk bir oranda Allahin butun insanlara verdigi en buyuk nimet olarak algilaniyor. fakat maalesef yaklasik hicbir arap ve musluman ulkede amerika ve avrupada muslumanlara taninan ozgurlukler burada oteki inanclara sahip insanlara taninmiyor. tam aksine bircok yerde incil okumak ve dagitmak hapislik bir suc olarak goruluyor, yahudiler ve kutsal kitablari cogu zaman lanetli olarak gorulup asagilaniyor vs. sonra bunun ardindan kalkip da “mazlum muslumanlar” teranesini hic utanmadan ve Allahtan korkmadan empoze edebiliyor bazilari….. pes dogrusu, gercekten mide bulandirici…….

Aslında ciddiye alınıp üzerine konuşulacak bir şey değil ama malum bir zihniyetin tahlili için kaynak niteliğinde. Bu yazılanlar büyük bir kavram karmaşası yaşayan, bilgiden yoksun, tarihten ve büyük dinlerin teolojilerinden habersiz, sömürgeye uğramış beyinleriyle kraldan daha fazla kralcı olan klişe kişilerin düşüncelerine güzel bir örnek.

Acaba bu tip insanlarda  vicdan var mıdır? Veya bu düşüncedeki kişiler gazete kitap falan okuyorlar mı? Dünya siyasi tarihinden haberleri var mı? Continue Reading »

Popularity: 3% [?]

Güncel & İslam Suat Öztürk on 07 Temmuz 2006

Müslümanlar Teröre Tepkisiz Mi?

Müslümanlar, İslam adına terör suçu işleyenlere karşı tepkisiz mi?

Bu soru sıkça gündeme geliyor. Ve Müslümanların tepkilerinin yetersiz olduğu ileri sürülüyor. En son değerli araştırmacı-yazar Mustafa Akyol bunu gündeme taşıyarak konu ile ilgili bir yazı yayınladı. Mustafa Bey ile birçok konuda örtüşen fikirlerimiz var ancak bu konuda ben daha farklı düşünüyorum.

Bu soruya ortamın sosyal ve siyasal şartlarını gözönüne almadan cevap vermeye çalışmak sağlıklı bir sonuç çıkartmaya engel olur.

Buradaki ince çizgiyi ayıramıyoruz. Çok marjinal tekfirciler dışında -mesela- Zerkavi’nin yaptıklarını sahiplenen, Zerkavi’ye “şehid” diyen çıkmadı. Zerakavi’nin yaptıklarına hem Irak’ın içinden hem de dışarıdan; Müslüman kanaat önderlerinden, zaten başından beri tepki vardı. Hatta birçok İslam Aliminin, marjinal gruplar tarafından bu eylemlere olan tepkileri nedeniyle “işbirlikçi” ilan edildiklerini unutmamalıyız. Bu nasıl görmezden gelinebilir? Daha ne yapacak Müslümanlar? Zaten Zerkavi’nin yaptıklarını engelleyebilecek siyasal ve/veya fiziki güçleri olsa ABD’nin oralara kadar gelip Irak’ı işgal etmesine engel olur, İsrail’in onyıllardır süren işgal ve curetkarlığının haddini bildirirlerdi. Continue Reading »

Popularity: 7% [?]

Güncel Suat Öztürk on 03 Temmuz 2006

Ah Filistin!..

Kaç gündür içimi burkan bir acı var: Filistin.. Ahh Filistin.. Yazayım diyorum kelimeler dolanıyor, zûlmü seyretmekten başka elimden birşey gelmiyor.. Bu utancın verdiği azap kavuruyor yüreğimi..

Değerli Dostum; Ağabeyim Metin Bey’in blogunda okuduğum harika yazı ve ardından okuduğum, bir diğer Değerli Dostum; Ağabeyim Bekir Bey’in blogunda naklettiği hüzünlü şiirler olmasa yine yazmaya cesaret edemezdim. Zaten bu kısacık yazı da oralara eklenen bir yorumdu…

Kokulardan bahsetmiş Metin Bey.. Çeşit çeşit kokulardan.. Bekir Bey’de yaranın üstünde yürümekten bahsetmiş; celladın bıçağının öğrettiği..

Acaba zorbaların kokusu nasıl? İşgalcilerin, hak-hukuk tanımazların kokusu? Kanın, gözyaşının kokusu.. Tecavüze uğrayanların, baba-oğul sokak ortasında öldürülenlerin kokusu.. Evleri başlarına yıkılanların, açlık ve sefaletle büyüyen çocukların kokusu..

Bir konuşma.. Selahattin Çakırgil aktarıyor. Biri bakımlı biri bakımsız iki çocuk konuşuyor. Bakımlı olan İsrailli yahudi bir ailenin çocuğu. Diyor ki bakımlı olan :

My father told me that arabs are evil terrorst animals!..” (Babam bana, siz arabların çok kötü, terörist hayvanlar olduğunu söyledi!..)

Öteki karşılık veriyor:

My father told me nothing! He was murdered by yours..” (Benim babam bana bir şey söylemedi -çünkü- Onu sizinkiler öldürdü…)
Zorba bir katil, hem işgal ediyor, hem öldürüyor, hem de öldürdüklerini, körpecik çocuğuna terörist olarak tanıtıyor..

Bu trajedi..

Bizim elimizden de “Allah tuzaklarını başlarına geçirsin” demekten başka bir şey gelmiyor..

Kokuların içinde boğuluyoruz..

Popularity: 3% [?]

Günün Yazısı Suat Öztürk on 02 Temmuz 2006

Günün Yazısı (M.Armağan-Turkuaz)

Bugün Zaman Gazetesi’nin Turkuaz Ekinde araştırmacı-yazar Mustafa Armağan’ın bir yazısını okudum. Armağan, ‘Osmanlı Kadınları’nı konu alan yazısında tarihi ne kadar yanlış ve çarpıtılmış olarak bildiğimizi, onu buzlu camlar arkasında seyrede seyrede küçültüp kendimize benzettiğimizi söylüyor. Aslında daha önemlisi, bizim tarihe bakış felsefemizdeki çarpıklığı vurguluyor ki bu meselenin asıl can alıcı noktasını oluşturuyor. Şöyle yazmış Armağan:

[…..]

Osmanlı… Kadını, erkeği ve çocuğuyla, padişahı ve dilencisiyle, okçusu ve hukukçusuyla yabancı bir tarihtir bize. Onu buzlu camların ardından seyr ede ede gözlerimiz bozulmuş olmalı ki, burnumuzun dibindeki bu engin ve dahi zengin tarihi küçülte küçülte bir hal olmuşuz. Kendimize benzetmişiz onu. Zannetmişiz ki, bugün ne isek, birkaç yüzyıl öncesinde de aşağı yukarı aynı şeydik, hatta daha da kötü vaziyetteydik. Temel varsayımımız değişmiyor ama: Biz ileri bir toplumuz, geçmiştekiler geriydi.

Bir kere tarihi evrim geçiren bir süreç olarak kurguladığınız, yani ilerlemeci bir tarih algılayışına kapı açtığınız zaman gelecek, geçmişten mutlaka daha iyi olacak diye düşünmeye başlarsınız. Gariptir, hayvanlar âleminde bir evrim olduğuna inanmayan ve Darwin’e ateş püsküren çevreler bile aynı evrim kanununu sosyal alanda geçerli ve gayet meşru sayarlar. Oysa ikisinin de çıkış noktası aynıdır: İnsanlık evrim geçirmektedir. Tek farkları, birisinin biyolojik, öbürünün sosyal olarak evrim geçirdiğimizi savunmasıdır. İlerleme kanunu, ikisinde de esas ve mutlaktır.

[…..]

Tarihi bu şekilde algılamaya alışmışız bir kere. Geçmişte olanın -her ne varsa- kötü, geri, ilkel olduğuna bir kere ikna olduğumuz zaman bütün tarihsel süreçleri bu gözlükle görmeye başlıyoruz. Her tarihsel konu olduğu gibi “Osmanlı’da Kadın” konusu da bu dar ve a priori bakıştan nasibini alıyor haliyle.

Armağan, Ronald Jennings’in Kayseri, Kıbrıs ve Trabzon, İsrailli araştırmacı Haim Gerber’in Bursa Şeriyye Sicilleri üzerinde, Yvonne J. Seng’in ise Üsküdar Tereke Defterleri üzerinde yaptığı çalışmalarının Osmanlı kadın tarihinin karanlık bölgelerine güçlü birer ışık tuttuğunu söyleyerek şu notları aktarıyor:

Mesela Jennings, Osmanlı mahkemelerinin kapısının, gayrimüslim kadınlar dahil bütün şikayetçilere açık olduğunun altını çiziyor ve kadınların nikâh, boşanma, mülkiyet hakları ve miras gibi konularda kendilerine adil davranılmadığını düşündükleri zaman sık sık mahkemelerin kapısını çaldıklarını ortaya koyuyor. Yani öyle pasif, köleleştirilmiş, bütün hayatı kocasının iki dudağı arasından çıkacak söze bağlı bir Osmanlı kadın tipi hayalden ibarettir. Hatta incelediği dönemde Kayserili kadınların yüzde 80’i bizzat mahkemeye gelmiş, ancak yüzde 20’si yerlerine vekil göndermiştir. En çarpıcı örneklerden birisi, babası tarafından zorla istemediği bir erkekle evlendirilmek istenen kızın Sipahi Mehmed’le değil, İbrahim Çelebi’yle evlenmek istediğini kadıya söylemesi ve işin daha da tuhafı, mahkemenin kızı haklı görüp İbrahim’le evlenmesinin haklı olacağına karar vermesidir.

Gerber, 16. yüzyıl Bursa mahkeme kayıtlarını incelediği zaman çok eşlilik konusunda Batı’daki önyargıların ne kadar geçersiz olduklarını tespit etmiş. 1545-1659 dönemindeki 114 yıllık kayıtlar, ölen 1, 516 erkeğin yüzde 92’sinin tek eşli olduğunu, iki eşli olanların oranının yüzde 7, üç eşli olanların ise yüzde 1’den daha az olduğunu göstermiş Gerber’e. Dilimize doladığımız 4 eşliliğe ise bu dönemde hiç rastlanmaması tesadüf olamaz herhalde!

Seng’in Üsküdar’la ilgili İngilizce doktora tezi ise Üsküdarlı kadınların 1521-1524 yıllarında şirketlere ortak olmaktan tutun da kredi vermeye kadar pek çok ‘erkek işi’ne bulaştıklarını ortaya koyuyor. (Mafyaya bulaşmışlar mı, henüz bilmiyoruz!)

16. yüzyılda son derece aktif olan Üsküdarlı kadınlar, Osmanlı kadınlarının evlerinde mahpus hayatı yaşadıkları efsanesini bir kere daha gömüyorlar mitoloji mezarlığına. Tabii anlayana… (Bu bilgileri Metin Yüksel’in “International Journal of Turkish Studies”, cilt 11, No: 1-2’deki makalesinden derledim.)

Yazının devamında da Üsküdar’da 1600′lü yıllarda yaşamış meşhur bir kadın cerrahtan söz ediyor Armağan; Salih binti Küpeli Hatun’dan. Osmanlı kadınını köleleştirilmiş, hakları elinen alınmış, evine kapatılmış olarak gösterenlere inat, hakikati gözler önüne seriyor.

Mustafa Armağan’ın yazısını mutlaka okuyun derim.

Popularity: 3% [?]

Next Page »