Monthly Archive for "Eylül 2006"



Günün Yazısı Suat Öztürk on 29 Eylül 2006

“Ertuğrul Özkök’e açık mektup!”

Gazi Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Atilla Yayla, başörtüsü özgürlüğü konusunda, Hürriyet Gazetesi genel yayın yönetmeni Ertuğrul Özkök’e hitaben açık bir mektup yazmış (*) bugünkü Zaman gazetesinde.

Bence mektuptan ziyade bir ders gibi olmuş; hiç sanmam, ama umarım Özkök ve avanesi “Beyaz Türkler” istifade etmeyi düşünürler.

Prof. Atilla Yayla Türkiye’nin önde gelen liberallerinden. Liberalizm çok geniş bir konu; liberalizmin iktisadî boyutuna mesafeli olsam da bu; özgürlükler bakımından liberal bir ismin vurgu yaptığı hususlara katılmama engel değil.

Ülkemiz özelinde; özgürlükler ve bu bağlamdaki başörtüsü konularında birçok isim fevkalade iyi yazılar yayınladılar yıllardır, işte bu yazı da onlardan biri.

Buyrun, Atilla Yayla’nın Ertuğrul Özkök’e hitaben yazdığı ve aslında Özkök’ün şahsında -Atilla Yayla’nın deyişi ile- “carî rejimi ve egemen laiklik anlayış ve tatbikatını kusursuz gören ve otoriteryen devletçi siyasî felsefe” yi şiar edinenleri muhatap aldığı mektubunu okuyalım:

Ertuğrul Özkök’e açık mektup!

Sayın Özkök, Hürriyet’in 23 Eylül 2006 tarihli nüshasındaki yazınızda “Üniversiteye ille de türbanla gitmek isteyen kızların misyonu nedir?” sorusunu sadece İslamcı çevrelerin değil “liberaller”in de tartışması gerektiğini söylüyorsunuz.

İdeolojik tercihi sosyalizm, muhafazakârlık, nasyonalizm veya İslamizm değil liberalizm olan, Türkiye’de liberalizm hakkında ilk Türkçe kitabı yazan ve son 14 yılı Liberal Düşünce Topluluğu bünyesinde olmak üzere yaklaşık yirmi yıldır liberal değerlerin tanınması, anlaşılması, yayılması ve ülkemizin siyasî, iktisadî ve hukukî düzeninin liberalleştirilmesi için gayret sarf eden bir akademisyen olarak bu çağrınızı üzerime almanın hakkım ve görevim olduğu kanaatindeyim.

Continue Reading »

Popularity: 6% [?]

Düşünce & İslam Suat Öztürk on 28 Eylül 2006

Gazali, İbn-i Rüşd’ü Döver mi?

Birçok yerde bu durumla karşılaşıyorum. Nedir bu durum? Gazali ve İslam felsefecileri arasındaki ihtilaf, İbn-i Rüşd’ün ünlü savunması ve neticede ortaya saçılan bir takım önyargılı düşünceler.

Bir tartışma sırasında yapılan atıf ile Erdal Şafak’ın Papa konusu gündemde iken yazdığı bir yazısını okumuştum. Şafak’ın yazısında aynı konu ile ilgili oldukça bilinçli yapılmış olduğunu düşündüğüm bir hata var. Şöyle diyor Erdal Şafak:

Gazali’nin “Filozofların Yıkımı” kitabına “Yıkımın Yıkımı” eseriyle meydan okuyan İbn Rüşd.

Bu kadar cehalet tahsille olur diyeceğim ama burada cehaletten öte bir kasıt var. Bu kasıt Erdal Şafak’ta değil. Erdal Şafak’ın ne Gazali’yi ne de İ.Rüşd’ü okuduğunu sanmıyorum. Muhtemelen biryerlerde okuduklarını yazısına yansıtmış. Bir kere Gazali’nin kitabının adı “Filozofların Yıkımı” değil “Filozofların Tutarsızlığı”dır. Orjinal adı “Tehafüt-ül felasife” dir. İ. Rüşd’ün kitabının adı da “Yıkımın yıkımı” değil “Tutarsızlığın tutarsızlığı”dır. Bu kitabın orjinal adı da “Tehafüt-üt Tehafüt” dür. Erdal Şafak’ın yazısının diğer kısımlarında yazdıkları ayrıca tartışılabilir, ama bu hata ya da kasıt yenilir yutulur birşey değil. Bu kitaplara bu isimleri “takanlar” bizim pozitivist felsefecilerimizdir. Bu kasıtlı hata üzerinden güya “Gazali fesefeyi yıkmak istedi” gibi bir intiba uyandırılmak isteniyor. Continue Reading »

Popularity: 9% [?]

Kitap-Dergi & Bir Soru Bir Cevap Suat Öztürk on 25 Eylül 2006

Bir Soru.. Bir cevap..

Batı modernleşmesiyle yüzleşen ve bu yüzleşmeden yenik ve mahcup çıkan bir Doğu var karşımızda. Bugün de ülkesi popüler kültür tarafından istila edilmiş durumda. Ben “sosyal nihilist” demeyi tercih ediyorum, bir kötümserlik havası var sanki. Bu açıdan baktığımızda bu hava biraz yersiz mi sizce? Güloya’nın trajedisi ile Aytunç’un geleceği arayışı arasında nerede durulacak sizce? Güloya’nın yolculuğu imkanlı duruyor mu? (*)

Mahcup; çünkü kendi paradigmasını sistemleştiremedi; sistemleştiremediği için ne kendisi hayrını görebildi, ne de deyiş yerindeyse “ihraç” edebildi; ama her şeye karşın henüz “yenik” değil, hayır. Yine Ruslardan bir alıntı: Küçük Kaynarca Antlaşması’yla sonuçlanan (ve Kırım’ı kaybettiğimiz) 1768-1774 Rus-Türk savaşının muzaffer kumandanı General Aleksandr Suvarov’un bir sözü var: “Bir savaş ancak son asker de gömüldüğü zaman bitmiş sayılır.” Bence bizim meselemiz, tepe sersemi olmamız. Kör dövüşü şeklinde, ilkel bir savunma yapıyoruz. Nihilistliğimiz, şaşkınlığımızdan olmalı derim. Medeniyetin fert başına düşen enerji harcamasıyla ölçüldüğü bir anlayışı benimsemek şöyle dursun, ciddiye almak nasıl mümkün olabilir? Bin yıl ömür biçilen kapalı bir biyosistem olan bu gezegende medeniyet ölçüsü olarak sunulan üretim/tüketim endeksleri nasıl ciddiye alınır, yetmez önünde ezilinir? Edep dışı bir tüketim furyasının insanlar şöyle dursun Caretta Caretta kaplumbağalarını bile yerlerinden eden bir medeniyetin “uygar”lığından söz edilebilir mi? İkinci Dünya Savaşı dün gibi, film, kitap vs. vs. arşivleri elimizin altındayken, Afganistan’a çarparım, İran’ı tepelerim türünden ilkellik, kabalık, zorbalık karşısında alınacak tavrı belirlemek bu kadar zor olabilir mi? Continue Reading »

Popularity: 9% [?]

Güncel Suat Öztürk on 24 Eylül 2006

Ramazan’ı Haram Etmek..

Bugün gazeteleri okurken Fehmi Koru’nun bir yazısı ile karşılaştım. Koru yazısında günlerdir bazı gazeterde yeralan birtakım haberlerden bahsetmiş. Belki biliyorsunuzdur, bir gazete günlerdir “abdest ve hurafe” haberleriyle gündemde. Bir başka gazetede “Vatandaşlık ve İnsan Hakları Eğitimi” adlı ders kitabından, “Bir Destandır Çanakkale” adlı okuma parçasından alınmış cümleleri diline dolamış. Yine aynı cenah Trabzon’da bir hastanede bulunan mescidi ve orada kılınan cuma namazının koridorlara taştığını keşfetmiş.

Koru bütün bunlardan bir sitemle bahsetmiş haklı olarak. Herbiri üzerine sayfalarca yazılabilir ama, aslında, müslümanların bu “en mübarek ay” larının huşusuna büründüğü günlerde, bu tip haberlerden eleştiri yapmak için bile bahsetmek, sadece rencide oluşumuzu hatırlamaya yarıyor. Evet gerçekten rencide oluyoruz; defolup gitmek belki benim için mümkün bu ülkeden, ama burada yaşamaya mecbur milyonlar bu “kör gözüne parmağım” aşağılanmadan ve alaydan artık usandı.

Koru yazısını “Galiba bu Ramazanı da bize haram edecekler. Siz yine de aldırmayın, Ramazanı en güzel bir biçimde yaşamaya bakın.” diye bitirmiş ama bu ne kadar mümkün olacak bilmiyoruz.

Koru’nun yazısını buraya alıntılıyorum: Continue Reading »

Popularity: 10% [?]

Güncel Suat Öztürk on 23 Eylül 2006

Ramazan geldi, hoş geldi…

Bir Mübarek Ramazan ayına daha ulaştık. Şükürler olsun tekraren bizi bugünlere ulaştıran Rahman’a..

Ramazan bir arınma ayıdır; üzerimize sinmiş kirden, ruhumuza kadar işlemiş zulmetten arınma ayı. Bir ruh beslenmesidir; açlıktan kıvranan, çelimsizleşmiş, ölmek üzere olan ruhlarımıza ilahi bir nimettir Ramazan..

İstifade edebilenlere ne mutlu..

Müslüman kardeşlerimin, dostlarımın ve önemseyen tüm insanların Ramazan ayını tebrik eder, daha nice mübarek zamanlara, sevdikleriyle birlikte sağlık ve gönül huzuru içinde ulaşmalarını Rabbimden niyaz ederim.

Alem-i İslam ve insanlık için hayırlara vesile olur inşaallah..

Popularity: 27% [?]

Kadın & İslam Suat Öztürk on 22 Eylül 2006

‘İslam ve Kadın’ konusu üzerine..

“Philo - Sophia - Loren” Dücane Cündioğlu‘nun “kadın” konusunda yazdığı makalelerini topladığı kitabının adı.

Yazıların bazılarını epey önce okumuştum; kitabı da geçen yıl okudum. Cündioğlu birçok konuda olduğu gibi “kadın” konusunda da esaslı bir modernite eleştirisi yapıyor.

Cündioğlu bir İslam felsefecisi; yurtiçinde ve özelikle yurtdışında, üniversitelerde İslam felsefesi üzerine dersler veriyor. Oldukça üretken bir yazar. Yeni Şafak’ta da hafta sonu yazılarına devam ediyor. Amacım Dücane Cündioğlu’nu ya da kitabını tanıtmak değil; kitapta da yeralan bir makalesi vasıtası ile “İslam ve kadın” konusu üzerine düşüncelerimi paylaşmak.

Son yıllarda gerek gazetelerde gerekse internet sitelerinde “İslam ve Kadın” konusunda bolca yazı yazılıyor, tartışmalar yapılyor. Fakat bu yazılara ve tartışmalara baktığımızda meseleyi bütüncül anlamda tartışmak yerine bir kesit alınıp onun üzerine düşünce üretildiğini, kadın konusundaki tartışmaların merkezine “fıtrat” yerine “modernite” nin alındığını görüyoruz.

Cündioğlu’nun kitabın arka kapağına da bir kısmını aldığı makalesinden “İslam ve Kadın” konusunun hareket noktasının ne olması gerektiğine ışık tutacak bir bölüm aktarmak istiyorum : Continue Reading »

Popularity: 11% [?]

Güncel Suat Öztürk on 20 Eylül 2006

“Dogma” hakkında epey basit sorular

Cumhurbaşkanımız Sayın Sezer, 2006-2007 Eğitim-Öğretim Yılı’nın başlaması dolayısıyla bir mesaj yayınlamış. Sayın Sezer eğitimin, kesinlikle devlet denetiminde ve gözetiminde, Atatürkçü düşünceden ve laiklik temelinden ödün verilmeden yürütülmesi gerektiğini belirttikten sonra şöyle devam etmiş:

Bu bağlamda, dogmalarla ve boş inançlarla çocukları ve gençleri etkileme amacı güden okulların ve kursların varlıklarını sürdürmeleri engellenmeli, çocuk ve gençlerimizin çağdaş bir eğitim alarak geleceğe hazırlanmaları konusunda toplum doğru bilgilerle yönlendirilmelidir

Şimdi, bu netameli konuda fazla yorum yapmaya gelmez.

Ancak merak ettim, acaba C.Başkanı “dogma” ve “boş inanç” olarak neyi kasdetmiş olabilir? Mesela Allah’a inanmak, Hz. Muhammed’in peygamberliğine iman etmek dogma ve/veya boş inanç mıdır?

Eğer C.Başkanı’nın kastı bu gibi inançlar değilse nedir? Ve buradaki okul ve kurslardan kasıt, İHL’ler, İlahiyat Fakulteleri ve/veya Kur’an Kursları değilse nerededir, kimlerindir böyle okullar ve kurslar? Yoksa azınlık okul ve kurslarından mı bahsediyor C.Başkanı? Tevhid-i Tedrisat delindi de haberimiz mi olmadı acaba?

C.Başkanı’nın, mesajında “dogma”ların çocuklara öğretilmesinin engellemesini savunurken, yerine bambaşka “dogma”lar ikame etmesindeki tutarsızlığa girmeyeceğim fakat biz acaba Papa’nın sözlerine odaklanmışken daha önemli bazı hususları mı kaçırıyoruz?

Sorularımı sordum ama ben yine de iyimser olmak istiyorum. C.Başkanı “dogma” ve “boş inanç” derken başkanı olduğu cumhurun inanç ve değerlerini kasdedecek değil ya.. Muhakkak başka bir şeyi kasdetmiştir.

Öyledir değil mi?

Popularity: 11% [?]

Güncel & İslam Suat Öztürk on 16 Eylül 2006

Böyle Buyurdu Papa Cenapları!..

Bilindiği gibi Papa geçtiğimiz günlerde bir konuşma yaptı. Haber şöyle:

Almanya’da sürdürdüğü ziyaret kapsamında Bavyera eyaletinin Regensburg kentinde üniversite öğrencileriyle biraraya geldi. Burada yaptığı konuşmada, İslam’la şiddeti bağdaştıran açıklamalar yapan Papa, “cihadın mantık dışı” olduğunu belirterek, “Şiddet, ne Tanrı’nın ne de doğanın ruhuna uygundur” dedi. Papa, inanç ve mantık üzerine olan 32 dakikalık konuşmasında, Bizans İmparatoru Manuel Paleologos ile Hıristiyanlık ve İslam eğitimi almış bir Farsi’nin sohbetinden alıntı yaptı. Papa 16. Benediktus, Manuel’in bu sohbette Hz. Muhammed’i eleştirdiği şu sözleri aktardı: “İmparator, cihad konusu hakkında konuşmaya gelir. Ve şöyle der, alıntı yapıyorum: ‘Bana Muhammed’in yeni diye getirdiği nedir, sadece onu gösterin. Burada sadece şer ve insanlıkdışı şeyler bulursunuz. Tıpkı kendi inancını kılıçla yayma yönetiminde olduğu gibi’”. Papa daha sonra “Müslümanlar’ın kutsal savaş söyleminin mantıkla bağdaşmadığını” bir kez daha vurguladı.

Önce Papa’nın niçin böyle bir açıklama yapmış olabileceği üzerine duralım.

Papa cahil birisi değil. Kuşkusuz İslam’ı birçok müslümandan daha iyi biliyor.Tıpkı bizim alimlerimizin Hristiyanlığı birçok hristiyandan daha iyi bildiği gibi. Bu sözleri İslam’ı bilmeyen birisi yanlış yorumlar yüzünden söylese diyebiliriz ki “İslam’ı bilmiyor.” Ama burada konuşan Papa. Ayrıca Papa’nın sözleri bir dil sürçmesi, ya da bir soru üzerine ağızdan sehven çıkmış bir cümlelik söz de değil. Papa bu sözleri taammüden, zamanlamasını da ayarlayarak, alıntı yaparak söylemiş. Continue Reading »

Popularity: 20% [?]

Güncel Suat Öztürk on 14 Eylül 2006

“İsrail’den Korkunç İtiraf”

Kanımı donduran  bir haber aktarmak istiyorum sizlere. Kaynak İsrail’de liberal yayınları ile bilinen Haaretz Gazetesi. İşte haber :

İsrailli komutanın Lübnan savaşıyla ilgili itirafları şok yarattı. İsrail Haaretz gazetesine adını vermeden konuşan roket birlikleri komutanı, “Yaptığımız çok korkunç ve anlamsızdı. Bütün köyleri misket bombalarıyla doldurduk. Fosfor bombası da kullandık” dedi. Lübnan’a bin 800 misket bombası taşıyan roket fırlatıldığını söyleyen komutan, bu roketlere de toplam 1.2 milyon misket bombası yüklendiğini belirtti. İsrailli komutan uluslararası hukuka göre yasak olmasına karşın fosfor bombalarının kullanıldığını da kabul etti. Komutanın hedeflere ilişkin sözleri ise sivil katliamını tüm çıplaklığıyla ortaya koydu: “Sadece bir hedefi vurmak gibi bir şansımız yoktu. Komutanlar da bunu çok iyi biliyordu. Bizden özellikle sabah saatlerinde ateş açmamız isteniyordu. Çünkü bu saatlerde insanlar camiden çıkıyordu ve daha fazla öldürme şansımız oluyordu” İsrail ordusu, savaşta misket bombaları kullandığı gerekçesiyle eleştirilmiş, müttefiki ABD bile iddialarla ilgili olarak soruşturma açmıştı.Lübnan’da patlamamış 500 bin dolayında cephane bulunuyor.

***

Zulm ile abad olanın ahiri berbat olur.

Görelim Mevlam neyler, neylerse güzel eyler..

Popularity: 3% [?]

Güncel Suat Öztürk on 12 Eylül 2006

“Pınar Altuğ ve Genç Sevgilisi.. Sadece Burada..”

Çok uzun süredir haberler de dahil herhangi bir televizyon programı seyretmiyorum. Onun için akşam gözüme çarpan  bir program hakkında söyleyeceklerim belki sizlere garip gelebilir.

Dün akşam bir akraba ziyraretinde salonda oturuyordum. Köşede televizyon açıktı ve önünde çocuklar oyuncaklarıyla oynuyorlardı.

Koltuğa ilk oturduğumda açık olan TV’de, Star kanalında “Paparazzi” adlı bir programın başladığını gördüm.  Programın hemen başlangıcında ardarda spotlar girmeye başladı: “Pınar Altuğ ve genç sevgilisi kendilerini doğaya vurdu!” “Mahmut Tuncer’ın kızıyla  barışmasından şok görüntüler, gözyaşları sel oldu!”  “Ceylan’ın ablası hem ihanete hem iftiraya uğradı!”  (aklımda bu şekilde kalmış) Eh haliyle “bunları program diye koyuyorlar dedim” ve ilgimi çocuklara oradan da sehpalara konulan meyvalara yönelttim. Continue Reading »

Popularity: 4% [?]

Güncel & Tarih Suat Öztürk on 11 Eylül 2006

1958′de Lübnan’da Ne yaptık?

C.tesi günü Zaman’dan Ali Bulaç’ı okurken bilmediğim birşey öğrendim. Bilmediğim derken aslında duymuştum ama bir kaynaktan okuma ya da birinci elden duyma şeklinde değil de “şehir efsanesi” şeklinde. Kulaktan dolma şeklinde benim duyduğum 1958′de Lübnan’daki -yaklaşık 4000 kişinin öldüğü- iç savaş sırasında Türkiye’nin Lübnan’daki hristiyanlara gıda ve ilaç yardımları yaptığı idi. Ali Bulaç benim de duyduklarıma ilaveten bir Lübnanlı’dan, Türkiye’den müslümanlar için toplanan kanın hristiyanlara dağıtıldığını da duymuş. Okurken şaşırıp kaldım.

Şaşkınlığım sadece bundan değil. Ali Bulaç Haber Türk’te 6 Eylül 2006 günü eski pilotlarımızdan Hüseyin Avni Güler’in yaptığı açıklamalardan “kan”ın dışında, başka şeylerin, özellikle bol miktarda silah ve mühimmatın da Lübnanlı Hıristiyanlara nakledildiğini öğrenmiş. Beyrut Havaalanı’na beş sefer yapan pilot H. Avni Güler bakın neler anlatmış: Continue Reading »

Popularity: 4% [?]

Güncel Suat Öztürk on 07 Eylül 2006

“Tarihi Geçmiş Edebiyat”

İran Dışişleri Bakanı Manuçehr Mutteki:

Depoları nükleer bombalarla dolu bir ülke, barışçı amaçlı nükleer teknolojiyi isteyen bir ülkeye karşı bu şekilde konuşamaz. Eğer bunlar dünya milletlerine değer verseler, böyle konuşmazlar. Bush’un sözleri, “bazıları nükleer silaha sahip olma hakkına sahip ama bazıları barışçıl amaçlı nükleer teknoloji hakkına sahip değiller” anlamına geliyor. Eğer nükleer teknoloji kötüyse niçin bu teknolojiye sahipsiniz? Yok bu teknoloji iyiyse niçin diğer milletler de bundan yararlanmasın?

Artık bu edebiyatın son kullanma tarihi geçmiştir.

(ABD Başkanı Bush’un İran hakkında söylediği sözlere ilişkin)

ABD’nin ve nükleer teknolojiye ve silaha sahip diğer ülkelerin, insanların gözlerinin içine bakarak yaptıkları bu ikiyüzlülük artık beni tiksindiriyor. Egemen devletler kendi ellerindeki tüm nükleer silahları imha etmeyi kararlaştırmadıkça; İran’ın veya başka herhangi bir devletin nükleer silah üretmek de dahil her türlü nükleer teknolojiden yararlanma hakkı vardır.

İnsanları ahmak yerine koymanın anlamı yok..

Popularity: 3% [?]

İslam Suat Öztürk on 07 Eylül 2006

Beraat Gecesi

Beraat Gecesine ulaştık. Tüm Müslüman kardeşlerimin Beraat Gecesi’ni tebrik eder; İslam Alemi ve insanlık için hayırlara vesile olmasını temenni ederim.

Popularity: 7% [?]

Güncel Suat Öztürk on 06 Eylül 2006

Doğu Perinçek, İP ve Din

Canım ülkemin gündemi durmuyor. Tezkere tartışmaları gölgesinde (bu arada tezkere TBMM’den geçti, hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum.) gündemde tartışılan bir konu daha vardı: Doğu Perinçek’in  sözleri. Doğu Perinçek öyle sözler söylemiş ki duyanlar onun   hidayete erdiğini sanırlar. 

İşçi Partisi (İP) Genel Başkanı Doğu Perinçek,  partisinin yeni tüzük ve program taslağında tüzükten  Mao’nun ve Lenin’in adları çıkarttı.  Bazı gazetelerde yer alan ‘Perinçek, Mao‘yu programdan çıkardı’ haberleri üzerine İP genç tabanının tepki gösterdiğini söyleyen Perinçek, “Öncü Gençlik sitesinden feryatlar yükseliyor. Bizim gençliğimizin fikri ve vicdanı hür. Başları dik olmalı. Bildiğini söylemeli. Parti, öyle yetiştirdi. Gençlerimiz ‘N’oluyoruz?’ diye soruyor” dedi ve ekledi :  “Vatanın bütünlüğü, milli devlet ve milletin birliği tehdit altında. Bu tehdide karşı koyacak kuvvetleri, Mao bayrağı altında toplayamazsınız. Biz bunu 40 yıldır biliyoruz” Continue Reading »

Popularity: 12% [?]

Güncel Suat Öztürk on 05 Eylül 2006

Lübnan Tezkeresi’ne Niçin Hayır?

Bildiğiniz gibi bugün TBMM’de Lübnan’a asker gönderme tezkeresi oylanacak. Bu konuda yazdığım uzun bir yazı Wordpress’in aziziliğinden -ya da anlayamadığım başka bir teknik nedenden- dolayı uçtu. Tekrar yazmayı da göze alamadığımdan bir-iki cümleyle meramımı anlatmayı deneyeyim.

BM’in Barış Gücü’nün bölgeye yerleşmesini içeren kararını iyi incelemek gerekiyor. Herşeyden önce Barış Gücü oraya İsrail saldırılarını durdurmak için değil Güney Lübnan’da bir tampon bölge oluşturmak için gidiyor. İki ülke arasında gerçek bir tampon olabilmesi için Barış Gücü’nün her iki ülke sınırlarını da kapsayan (mesela iki ülkenin  10′ar Km. içlerine girmiş)  bir bölge oluşturması beklenir. Fakat burada Barış Gücü Litani Nehri ile İsrail sınırı arasına gidiyor. Bunun anlamının  ne olduğu çok açık. Güney Lübnan’ı Hizbulah’tan temizlemek; en azından İsrail’in kendisinin giremediği alanda bir uluslararası gücün bulunmasını sağlayarak  Hizbullah’ı etkisiz hale getirmek. Continue Reading »

Popularity: 3% [?]

Next Page »