Monthly Archive for "Ekim 2006"



Güncel & Günün Yazısı & Ahh Benim Memleketim Suat Öztürk on 31 Ekim 2006

Hangisi daha vahim?

Bir önceki “Yalçın Doğan’ın korkusu” başlıklı yazımda Doğan’ın, bir araştırma kuruluşunun, Türkiye’deki üniversite gençliği üzerine yapmış olduğu en son araştırma sonuçlarına atıfla ülke geleceğini karanlık görmesini ve bu araştırmanın bulgularını “vahim” olarak nitelendirmesini kısaca eleştirmiştim.

Bugün gazetelerin internet sitelerine bakarken Zaman gazetesi yorum sayfasında Atatürk Üniversitesi Öğretim üyesi Doç Dr. Neşet Toku’nun “Üniversite gençliğinin dine bakışı çok mu vahim?” başlıklı güzel bir yazısına rastladım.

Yazısının başlangıcında Yalçın Doğan’ın yüreğini hoplatan ilgili araştırmanın sonuçlarından bazı örnekler vermiş Toku:

[…] gençliğin yüzde 62’si, dinî ibadetleri yerine getirmenin kendileri için “önemli” olduğunu; yüzde 28′i “kısmen önemli” olduğunu; yüzde 11′i de “önemsiz” olduğunu belirtiyor. Mesela; öğrencilerin yüzde 77’si “Ramazan’da düzenli olarak oruç tuttuğunu”, yüzde 65′i “düzenli olarak cuma namazı kıldığını”, yüzde 46’sı hiç alkollü içki kullanmadığını, yüzde 44′ü “evlilik bağı olmaksızın birlikte yaşama”yı tasvip etmediğini, yüzde 69′u “bakire olmayan birisiyle evlenme”yi doğru bulmadığını, yüzde 59′u başörtüsünün, devlet daireleri dahil, “her yerde serbest” bırakılmasını istediğini söylüyor. Buyurun “irticaî kakofoni”ye�

[Burada yeri gelmişken söyleyeyim. Ben aslında bu tür araştırmaların güvenilirliliğinden kuşkuluyum. Fakat konu bu olmadığı; bir araştırma sonucuna dayanarak malum bir zihniyetin temsilcisinin sakat düşüncelerini ifşa ettiği ve asıl üzerinde durulması gerekenin de bu olduğunu düşündüğüm için “araştırmanın sonuçlarının güvenilirliliği” kısmını geçiyorum.] Continue Reading »

Popularity: 7% [?]

Güncel & Ahh Benim Memleketim Suat Öztürk on 30 Ekim 2006

Yalçın Doğan’ın Korkusu..

Yalçın Doğan’ın 28 Ekim tarihli yazısında kendisine göre Türkiye’deki 5 vahim tabloyu yazmış. Tablolar herzamanki bildik paranoyalar fakat bir tanesi gerçekten ilginç. Yalçın Doğan üniversitelilerin yüzde 63′ünün Cuma namazı kılmasını bu tablonun “en vahimi” olarak görmüş. Önce ne dediğine bakalım Doğan’ın:

EN VAHİMİ

Bunlar arasında yine de, en vahimi, eğer o anket sonuçları doğru ise, üniversite gençliği ile cuma namazları arasındaki bağlantı.

Eğer o anket doğru ise, gençlerin yüzde 63’ünün cuma namazına gitmekte oluşu, Türkiye’deki sosyolojik ve siyasal değişimin inanılmaz bir göstergesi. Bu dönemde atılan tohumların nasıl tuttuğunun vahim bir sonucu.

Üniversitede bir genç normal olarak ne yapar? Ders çalışır, müzikle ilgilenir, sporla uğraşır, zamanını kız ya da erkek arkadaşlarıyla paylaşır, sinemaya, tiyatroya gider, ders kitapları dışında kitaplarla haşır neşir olur, ülke ve dünya siyasetini her yönden kendi arasında tartışır. Yıllar ve yıllardır bu böyle.

Cuma namazı belki de hiç akla bile gelmeyen alışkanlıklardan biri. Bundan üç, beş yıl öncesine kadar, bırakın böyle bir sonucu, anketlerde böyle bir konunun geçmesi bile söz konusu değil.

AKP’yi herhalde en fazla sevindiren anket sonuçlarından biri bu olsa gerek. Eğer o yüzde 63 doğru ise, Türkiye’nin geleceği karanlık. Cuma namazları, cuma namazı olarak kalmıyor. Türkiye bir başka yere kayıyor. O yer, içinde doğup büyüdüğümüz, değerlerini taşıdığımız çağdaş hayat tarzı değil. Continue Reading »

Popularity: 3% [?]

Tarih & Kitap-Dergi Suat Öztürk on 28 Ekim 2006

Abdülhamid Han ve Şerif Hüseyin

Sultan II. AbdülhamidGeçtiğimiz Pazar günü, araştırmacı-yazar Mustafa Armağan‘ın yeni kitabı “Abdülhamd’in Kurtlarla Dansı nı okudum. Kitap çeşitli makalelerden oluşuyor. Okuyunca zaten bildiğim Abdülhamid Han’ın devlet adamlığını, ince siyasi zekasını bir kez daha satıraralarından hayranlıkla seyretmiş oldum ve Sultan’ı rahmetle, şükranla yadettim. Çok ilginç ve ilk kez okuduğum birçok anektod var kitapta. Kitabı okumanızı kesinlikle önerdiğimi söylemeye gerek yok herhalde. Kitap birçok yönden Abdulhamid Han döneminin fotoğrafını çekmiş. Ben kitaptaki 46 başlıktan, birisi bilinen, diğeri sanıyorum pek bilinmeyen dikkat çekici olduğunu düşündüğüm iki konuyu paylaşmak istiyorum.

Bunlardan bilinen olanı Mekke Şerifi Hüseyin ile Sultan Abdulhamid arasındaki ilginç ilişki, diğeri ise Şerif Hüseyin’in Kıbrıs’ta geçirdiği “sürgün emeklilik” yıllarıyla ilgili, KKTC eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın Prof.Nevzat Yalçıntaş’a anlattığı hatırası.

Şerif Hüseyin Arap ülkelerinin bağımsızlıklarını kazanmasında önemli bir rol oynamış bir isimdir. İsmindeki “Şerif” Peygamberimizin (sav) soyundan geldiğini gösterir. Aynı zamanda Şerif Hüseyin Fatımî hanedenının da torunudur. Bu özellikleri, onun Arap dünyasında karizmatik bir kişiliği olmasına yol açar.

Continue Reading »

Popularity: 10% [?]

Düşünce & İslam Suat Öztürk on 27 Ekim 2006

“God Of The Gaps” Hatası ve Kur’an üzerine..

“God of the Gaps” (Boşlukların Tanrısı) argümanı nedir? “God of the Gaps” ateizmin temel argümanlarındandır ve insanların sırrını çözemedikleri doğa olaylarını ilahi bir güce atfettiklerini fakat bilimin zamanla bu olguları açıkladığını/açıklayacağını ileri sürer. Ve bu argümana göre bir gün bilim bütün boşlukları dolduracak ve bir doğa üstü “Yaratıcı” düşüncesinin sığındığı hiçbir boşluk kalmayacaktır.

Determinist yasaları ve işlerliliğini, bizatihi bu yasaların kendilerine ve sebep-sonuç bitişikliliğine maletme yanlışı bir yana, evrendeki tüm mekanik işleyişe doğal kanunlar bulmak bile teizmin rasyonel kanıtlarını yanlışlayamaz. Nihayetinde hem bu kanunlar hem de köken meselesi felsefî bir açıklamaya muhtaçtır ve tüm bu açılardan aslen “God of the Gaps” argümanı -bütüncül anlamda düşünüldüğünde- geçersizdir.

Continue Reading »

Popularity: 8% [?]

Güncel Suat Öztürk on 25 Ekim 2006

654,965 ölü. Ne kadar da sıradan?

11 Ekim’de ajanslara bir haber düştü. Ünlü İngiliz Tıp dergisi The Lancet’ın 11 Ekim 2006 tarihli internet sayısında yayınlanan Mortality after the 2003 invasion of Iraq” (Irak İşgalinden Sonra Ölüm Oranları) başlıklı bir araştırmaya göre Mart 2003 ile Temmuz 2006 arasında işgal nedeniyle ölen Iraklıların sayısı 654,965 (altıyüzellidörtbin dokuzyüzaltmışbeş) olarak belirlenmiş.

Bu rakamlar işgal ve işgale bağlı nedenlerle gerçekleşen toplam ölüm sayısını gösteriyor. “İşgal nedeniyle ölüm” başlığı altında, “şiddet sonucu ölümler” ile “işgalin yol açtığı diğer etkenlere bağlı ölümler” ayrımı yapılıyor. 53.938 ölüme yol açtığı tahmin edilen “diğer etkenler“, işgalle doğrudan ilintili sağlık hizmetlerinin yetersizliği, sağlık personelinin ülkeyi terketmesi, altyapıda bozulma, kirli su tüketimi gibi nedenler.

Üç yıl içinde direk şiddet sonucu ölenler 601.027 kişi olarak tahmin edilmiş. Bu rakama doğrudan doğruya işgal güçlerince öldürülenler yanında direnişçilerin eylemleri sonunda öldürülenler de dahil. Bu zamana kadar Batılı kaynaklarda dillendirilen toplam rakamlar 40-50 bin civarındaydı. 100 bin rakamı bile uçuk kabul ediliyordu.

Continue Reading »

Popularity: 3% [?]

Günün Yazısı & İslam Suat Öztürk on 23 Ekim 2006

“Ramazan’ın sultanı onbir aylar başlıyor!”

A. Turan Alkan’dan nefis bir bayram sabahı yazısı, buyrun:

Bugün bayramın biri ama, zihnimin bir yerlerine hâlâ ebedî Ramazan’ın biriymiş gibi bir not iliştirilmiş sanki. Onbir ayın sultanı Ramazan değilmiş de, geride kalan onbir ay Ramazan’ın sultanı imiş gibi bir algı!

Sahi, mankenler niçin Kadir gecesi o tekke senin, bu cami benim diye dolaşıp duruyor hiç düşündünüz mü; herkesten akıllılar da ondan! Bir sene boyunca yağlı kebab yiyorsun farzımuhal; sonra o gece geliyor ve bütün kolesterolleri sıfıra müncer kılıyorsun. Kim yemez öyle kebabı? Nasıl olsa her sene, defteri tertemiz edecek bir resetleme gecesi geliyor. Zâhir ondandır, elâlem Mevlâna’yı, Yunus Emre’yi okurken “iç şarâbı, ye kebâbı” meâline mâsadak liberal nasihatlar bulurken ben ne zaman hazerâtın âsârından tefe’ül etsem, vinç kuvvetiyle beli bükülmez kavî şer’i hükümlere tosluyorum? Sahi, “benim kalbim temiz” deyip zekât vermesek nasıl olur meselâ; gönlüm zengin sadaka vermeyim; içim temiz namaz borcundan düşeyim, yetmişiki millete aynı nazarla baktığım için oruç borcum da sâkıt olsun… Hani elinden gelse, “neme gerek Müslümanlık, ben hepten kalbi temiz biriyim, dinlerüstüyüm, insanlığın ruhu bende tecessüm ediyor” filan denilecek. Demek ki yobazlık hakikaten var ve tam da böyle bir şey (kimse üstüne alınmasın, kendimden söz ediyorum burada). Efendim, yaz Ramazanlarından birinde iki amele göle giriyorlar serinlemek için; biri suya her dalıştan sonra “ooh” çekiyor” öteki ise oh demek bir yana daha bir hararetlenmekte. “Yav” diyor, “sen nasıl dalıyorsun ki, oh deyip ferahlamaktasın da benim alevim kulaklarımdan çıkmakta?” Cevap güzel; “sen dummasını bilmiyorsun oğluu” diyor beriki; “suyun içinde ağzını açık tutacaksın!” Continue Reading »

Popularity: 11% [?]

Güncel & İslam Suat Öztürk on 22 Ekim 2006

Bayram geldi, hoş geldi..

Ramazan geride kalıyor. Bir daha görüp göremeyeceğimiz de belli değil. Bir hüzün burksa da içimizi bayram coşkusu bu hüznü nisbeten bastırıyor.

Tüm blog ahalisi dostlarımın Ramazan bayramını tebrik eder, hep bir arada, sağlıklı, sevgi dolu ve huzurlu nice bayramlar geçirebilmeyi temeni ederim.

Ramazan bayramı bizlere, İslam alemine ve tüm insanlığa hayırlar getirir inşallah.

[ Sizlere bu sanal ortamda tatlı ikram edemiyorum kusuruma bakmayın ama -her ne kadar bayram ile değil de ramazan ile ilgili olsa da- bir klip hediye edebilirim: “Lord of Ramadan” Buradan izleyebilirsiniz. ]

Popularity: 7% [?]

Güncel & Ahh Benim Memleketim & İslam Suat Öztürk on 21 Ekim 2006

Kartel Medyasının Ramazan Yalanları

Bir mübarek ayı daha geride bıraktık. Allah yenisine ulaşmayı nasip eder inşaallah.

Ramazan’ın başlangıcında “Ramazan’ı haram etmek” başlığıyla bir yazı yazmış, malum medyadan bir gazetenin “abdest ve hurafe” haberleriyle gündemde olduğunu, bir başka gazetenin “Vatandaşlık ve İnsan Hakları Eğitimi” adlı ders kitabından, “Bir Destandır Çanakkale” adlı okuma parçasından alınmış cümleleri diline doladığını, yine aynı cenahın Trabzon’da bir hastanede bulunan mescidi ve orada kılınan cuma namazının koridorlara taştığını keşfettiğini tüm bu ve bunun gibi haberlerin biz müslümanları incittiğini belirtmiştim.

Malum medya Ramazan ayının içinde de boş durmadı tabi. Aynı eksendeki yayınlarına devam ettiği gibi ilaveten her zaman olduğu gibi yine birçok yalan habere de imza attı.

Malumunuz bu kartel medyasının bir özelliği vardır, önce manşetten çamuru atar, ertesi gün yalanlanınca da iç sayfalardan birinde minicik bir tahsise gider. Bu utanmazlık en has özellikleridir ama bu bile onların iki de bir “işte uyacağımız basın ahlak ilkeleri” başlığıyla çeşitli maddeler yayınlamasına engel değildir.

Continue Reading »

Popularity: 4% [?]

Güncel & İslam Suat Öztürk on 20 Ekim 2006

Yahudi Sürgünü-Ermeni Tehciri: Kıyaslanabilir mi?

Blogda Ermeni tehciri ile ilgili tartışmalar oldukça hararetlendi. Bu fikir paylaşımları birçok açıdan önem arzediyor. Meseleleri konuşmanın, tartışmanın yıllardır üzerini örttüğümüz hususlarla yüzleşmenin gerekliliği ve bizim maalesef bunda çok geç kaldığımız su götürmez bir gerçek.

Sitemize son zamanlarda değerli yorumları ile katkıda bulunan Vecihe Hanım, diğer ilmekte “Medineden sürülen yahudiler” ifadesini kullanmıştı. Her ne kadar Vecihe Hanım, bunu Ermeni tehciri ile kıyas bağlamında değil, Ehl-i Kitap ile dostluk bağlamında bir cümle içinde kullanmışsa da zımnen kafalarda Yahudi sürgünü ile Ermeni tehciri arasında bir kıyas fikri oluşabilir diye düşündüm. Çeşitli ortamlarda da benzer tartışmalar sırasında bu tip kıyasların yapıldığını bildiğim için vesile ile böyle bir kıyasın niçin birçok açıdan yanlış olduğuna değinmek istiyorum.

Sürülen Yahudiler olan Kaynukaoğulları ve Beni Nadir gibi kabileler; Rasûlüllah (sav) ile aralarındaki antlasmayı bozan, Bedir ile Uhud savaşları arasında O’nunla savasan ilk Yahudilerdir. Bunun üzerine muhasara edilmişler ve sonrasında teslim olmuşlardır.

Continue Reading »

Popularity: 3% [?]

Güncel & Tarih Suat Öztürk on 19 Ekim 2006

Ermeni Tehciri tartışmaları ve bilenen kılıçlar

Orhan Pamuk, Nobel ve Ermeni meselesi tartışmaları tam gaz devam ediyor. Daha önceki yazılarımda ( şurada ve şurada ) Orhan Pamuk, Nobel ödülü, Ermeni tehciri ve Pamuk’un Ermeni tehciri konusunda sarfettiği sözler ile ilgili olarak nerede durduğumu kısaca anlatmaya çalışmıştım.

Yazılı ve görsel medyamızı takip ederken Pamuk ve Ermeni meselesi tartışmalarında ilginç saflaşmalar olduğunu görüyorum. Orhan Pamuk, Nobel ve Pamuk’un tartışma yaratan sözleri için ne düşündüğümü daha önce belirtiğim için ben Ermeni meselesi bağlamındaki kamplaşmaya dair birkaç şey söylemek istiyorum.

Tarafları siyah/beyaz mantığı ile değerlendirmek hata olur, bunun farkındayım; aynı zamanda meselenin çokyönlü tezahürleri olduğunu da biliyorum ama bahsedeciğim duruşlar mevcut ve bu tartışmaların sadece iki yönünü/tarafını temsil etmekle birlikte önemli bir yeri ve sayıyı teşkil ediyorlar.

Yazılı ve görsel medyaya baktığımda rüyamda görsem arkama bakmadan kaçacağım kişilerle aynı saftaymışım vehmine kapılıyorum: Özdemir İnce’den, Emin Çölaşan’a Kerinçsiz ve müritleri ulusalcılardan, faşist ulusalcı TürkSolu’na, ADD’den militan Türk milliyetçilerine, adeta tetikçilik yapan Cumhuriyet gazetesi kadrolarından öncü gençlik Doğu Perinçek’e kadar.

Continue Reading »

Popularity: 11% [?]

Güncel Suat Öztürk on 18 Ekim 2006

“Başbakan bile Allah’a emanet” de ne demek?

Bildiğiniz gibi Başbakan Erdoğan dün bir rahatsızlık geçirdi, Allah acil şifalar versin diyor ve dikkatimi çeken bir noktayı paylaşmak istiyorum.

Bugün bazı gazete manşetlerine dikkat ettiniz mi bilmiyorum. Sabah gazetesinin manşeti “Başbakan bile Allah’a emanet” idi. Benzer bir şekilde Akşam gazetesinin manşeti de “Allah’a emanet.”

Ne demek şimdi bu?

Bunun ne anlamda kullanıldığı açık. Gazeteler bunu “Başbakan’ın hayatı bile ihmal ediliyor, adeta başıboş bırakılıyor” anlamında kullanıyor.

İhmal ayrı tevekkül ayrı amenna -bu derin mevzuu ayrıca konuşulur- ama, acaba Allah’tan daha güzel emanet olunacak yer mi var da Başbakan’ın rahatsızlığı sırasındaki telaş ve kaos durumu için “Allah’a emanet” tanımlaması kullanılıyor?

Bizler dostlarımızla yaptığımız yazışmalarımızı hep “Allah’a emanet ol” diye bitiririz. Biliriz ki O’ (cc) nun sığınağı sığınakların en korumalısıdır ve yine biliriz ki O (cc) “Erhamurrahimiyn”dir.

Vakıa izahtan vareste aslında ama iftar vakti içimi burktu, paylaşayım istedim.

Popularity: 3% [?]

Bir Soru Bir Cevap Suat Öztürk on 18 Ekim 2006

Bir Soru, bir cevap. “Çağdaşlaşmak” ne demektir?

Soru: Buraya kadar gelmişken şu “çağdaşlaşma” kavramı üzerinde de dursak? […] Cemil  Meriç (1916 - 1987) (*)

Cevap: Bu çağdaşlaşma kadar rezil, âdi ve katil bir kelime yoktur. Bu çağ neden Avrupa’nın çağı olsun? 1976 senesi Türklerin, Hintlilerin, Patagonyalıların, Fransızların, İngilizlerin birlikte yaşadıkları tarihtir. Bu tarihte çağ içi, çağ dışı nasıl olabilir? Yani çağ bir daire midir ki, bir kısım insanlar bunun içinde, bir kısmı da dışında yaşasın? Bu korkunç bir şey. Biz çağdaşlaşmayı kabul ettiğimiz andan itibaren biçâreliğimizi, elimizin kolumuzun bağlı olduğunu, efendimizin Avrupa olduğunu kabul etmiş oluyoruz.

Çağdaşlaşma diye bir şey yok. Herkes çağdaştır. Yalnız bu çağda endüstrileşmiş ülkeler var, endüstrileşmemiş ülkeler var. Zengin ülkeler var, fakir ülkeler var. Bunun çağla alakası yok. Belli bir tarihin sırtımıza yüklediği mirastır. İyi tarafları var, kötü tarafları var.

Continue Reading »

Popularity: 6% [?]

Video Suat Öztürk on 16 Ekim 2006

Atilla Yayla’dan “Özgürlük” dersi

Bu sitede ilk kez bir video yayınlıyorum. Aslında sitenin formatına uygun değil diye düşündüm baştan ama sonra önemli olanın yöntemden ziyade “anlatılmak istenen”in olması nedeniyle yayınlamaya karar verdim.

Bu videoyu ilk kez Almanya’dan video ağırlıklı yayın yapan Blogcu.de‘ de gördüm. Daha sonra başka sitelerde de rastladım. Seyredenleriniz ya da videonun derlendiği programı izleyenleriniz olmuştur; ama seyretmeyenlerinizin de olduğunu varsayarak burada da yayınlıyorum.

Videoyu yapanlar Porf. Atilla Yayla’nın da katıldığı ve isimlerinin önünde bir yığın akademik ünvan bulunan konukları olan “Basın Klubü” adlı programdan bir kesit hazırlamışlar.

Buyrun; Atilla Hoca’dan “Özgürlük” üzerine bir ders:

Continue Reading »

Popularity: 7% [?]

Güncel & İslam Suat Öztürk on 14 Ekim 2006

Cübbeli Ahmet Hoca, falan ve feşmekan..

Cübbeli Ahmet Hoca’nın malum görüntüleri ile ilgili kısa bir yazı planlıyordum ama araya Fransa’nın Ermeni Tasarısı ve olanca heybetiyle Orhan Pamuk’un “Nobel ödülü” girdi. Orhan Pamuk ve Ermeni Tehciri tartışmaları daha uzun süre bitmez; o yüzden biz kendi gündemimize devam edelim derken bu kez şahsî işlerim konuyu işlememe engel oldu.

Ahmet Ünlü’yü savunmaya niyetim yok(tu); zaten kendisi çeşitili kanallarla savunmasını yapmış. Üstüne bir de canlı yayına çıkmış. Takva bakımından hata yaptığını da belirtmiş.

Bundan sonrası aslında bağlılarını ya da sevenlerini ilgilendirir. İsteyen Ahmet Ünlü’nün yaşantısıyla söyledikleri arasında bir çelişki görür ve -her ne kadar Ahmet Ünlü cemaatin lideri olmasa da- onun şahsından hareketle cemaate olan bağlılığından vazgeçer, isteyen de cevabından ikna olur devam eder.

Ben konunun iki yönüne değinecektim. Bunlardan birisi medyanın tutumu, diğeri de Ahmet Ünlü’nün yaşayış tarzı. Continue Reading »

Popularity: 10% [?]

Güncel Suat Öztürk on 13 Ekim 2006

Orhan Pamuk, Nobel ve Soykırım.

2006 Nobel Edebiyat Ödülü, yazar Orhan Pamuk’un. İsveç Kraliyet Akademisi, dün, Nobel Edebiyat Ödülü’nün 54 yaşındaki Türk romancı Orhan Pamuk’a verildiğini açıkladı.

Orhan Pamuk’un edebiyatçı kimliğini tartışabilecek düzeyde değilim. Açık söyleyeyim romanları da bana edebî yönden hitap etmiyor. Bunda edebiyattan pek anlamamamın etkisi vardır kuşkusuz ama “Benim Adım Kırmızı”yı bitirememiş birisi olarak ne Orhan Pamuk’a ne de fikirlerine ısınamadığımı belirtmeden geçemeyeceğim. Nobel Ödülü, Pamuk’un dünyadaki reklamı yanında Türk edebiyatına olan ilgiyi de arttıracak mı? Kuşkusuz evet. Bu açıdan ödül faydalı olabilir; çünkü her ne kadar siyasi boyutuna dair tartışmalar olsa ve üzerine bir “Ermeni Tasarısı” gölgesi düşse de, sonuçta konuştuğumuz “Nobel Edebiyat Ödülü”

Kraliyet Akademisi, ödülün Pamuk’a verilmesine gerekçe olarak, “yaşadığı kentin (İstanbul) melankolik ruhunu arama yolunda, kültürlerin çatışması ve birleşmesinde yeni semboller bulunmasını” göstermiş. Pamuk’un, geleneksel Osmanlı aile ortamından daha Batı yönelimli bir yaşam tarzına dönüşüm deneyimini geçirdiği şeklindeki anlatımının hatırlatıldığı açıklamada, ilk romanında (Cevdet Bey ve Oğulları) buna değindiği kaydedilmiş. Hiç ilgilenmediğim için bilmiyordum, Pamuk Adonis, Umberto Eco gibi rakipleri arasından sıyrılarak ödülü almış. Continue Reading »

Popularity: 7% [?]

Next Page »