Tutarlılık
Fikir Atölyesi’den Tunç, Youtube yasağı ile alakalı olarak “Youtube Yasak, Türban Serbest… Sessiz Kalmaya Devam!” başlıklı bir yazı yazmış. O yazıya eklediğim yorumu (birkaç link/imla değişikliği ile) buraya alayım istedim:
“Tunç merhaba,
Eleştirdiğin zihniyetle aynı ilkesel kulvarda buluştuğunun farkında değilsin maalesef.
Faraza; “Youtube yasak olmalı, türban serbest” diyen AKP ile “Youtube serbest, türban yasak olmalı” diyen Tunç arasında teorik olarak hiçbir fark yok. Her ikisi de özgürlüğü kendileri ve kendileri gibi düşünenler için istiyor.
Oysa bir başka kulvar daha var. Herkes için özgürlük istemek gibi. Mesela ben ve benim gibi düşünenler. Hem başörtüsüne özgürlüğü savunuyorum ve yasağın kalkmasına destek veriyorum, hem de youtube yasağına sebep olan kanunu çıkarttığı için AKP’yi eleştiriyorum.
Tutarlılık budur, senin tavrın değil.. Maalesef..
Bir şey daha.. “Türban”a ilişkin isimlendirme bunu kullananların değil, başkalarının yakıştırması.
Şeriatçı, yobaz, takiyyeci vs. ile suçlanamayacağı için Etyen Mahcupyan’ın bugün Taraf’ta yazdığı yazıdan alıntılayayım:
[…] Diğer muhalefet partisine ve onun çevresindeki söyleme geldiğimizde ise karşımıza içler acısı bir durum çıkmakta. Baykal Başbakan’ın “velev ki siyasal simge olsa” diye başlayan cümlesini “ha şöyle siyasi simge olduğunu kabul et” diye yanıtlamış. Siyasi simge olsaydı başörtüsü yasaklanabilirmiş gibi.
Gerçek şu ki başörtüsünü ister simge olarak kabul edin isterse etmeyin; veya nasıl bir simge olarak kabul ederseniz edin yasaklanması insan haklarına ve en temel ahlakî ve vicdanî ilkelere aykırıdır. Bir ülkede laiklik kamusal alanın meşru kıyafetinin saptanması biçiminde anlaşılmaktaysa, orada asıl olanın despotluk olduğu açıktır. Öte yandan Baykal’a göre “Türkiye’nin tarihinde türban diye bir olay olmadığı için” başörtüsü siyasi simge sayılmalıymış. Bu zat herhalde değişim diye birşeyin farkında olmayan bir ’sosyal demokratlığın’ temsilcisi. Var olan herşeyin geçmişte de olması gerektiği, aksi halde kabul edilemeyeceğini söylediğine göre bu zatın Cumhuriyet devrimlerini hangi meşruiyete göre savunduğu da belli değil demektir. Çünkü şapka daha önce yoktu ve bu giysi onun tanımına göre açıkça bir ’siyasi simge’.
Zihniyet olarak Baykal ile aynı çizgide duran bazıları da Erdoğan’ı eleştirdiklerini sanarak kendilerini gülünç duruma düşüren argümanlar öne sürmekte. Meğerse tartışma başörtüsü ile değil türbanla ilgiliymiş. Herşeyden önce ‘türban’ sözcüğü laiklerin kullandığı bir terim, başörtülüler türlü çeşitli giysiler ve baş bağlama usulleri uyguluyorlar ve bunlar arasındaki fark kişinin ne derece ‘modern’ olduğuyla değişiyor. Laiklik bir tür körlük halini alınca şu basit gerçeklik gözden kaçmakta: Din bazı dindarlara göre başın bağlanmasını emrediyor; ancak nasıl bağlanacağını söylemiyor.
Bunlar Etyen Mahçupyan’dan.
Şu satırlar da benim eski bir yazımdan:
Şimdi denecek ki olanca bilgiçlikle “efendim o bağlama şekli bir siyasal simgedir, bu sebeple tavır alınmıştır.”
Yok yahu?
Ben bir türlü anlayamıyorum. Türban ile başörtüsü arasındaki farkı nedir? Ben cidden bilmiyorum farkını.
Sonra bunun standardı nedir, ölçütlerini kim belirlemiştir? Bu konuda hazırlanmış bir yönetmelik var mıdır? Kaç düğmük/iğne atarsa türban olur, iğneleyenler, Mili Görüşçü müdür, Süleymancı mı? Arkadan dolaştırırsa, Nurcu, sıkma baş yaparsa Tayyipçi midir? Şal takan güzel bir kızsa, ileride şeriat geldiğince kıtır kıtır kesecek bir cellada mı dönüşecektir? Nedir?
Nasıl bağlanması gerekir ki beylerin yüksek müsadelerinizi kazanabilsinler?
Yapmayın yahu, ayıp..
Bu yüzyılda hala insanların kılık kıyafetlerinden dolayı sınıflandırmak, “şöyle bağlarsan böylesin, böyle bağlarsın şöylesin” demek utanmazlık değil de nedir?
Askere alınırken, şehit olmasını isterken, türbanlı, başörtülü, sıkmabaşlı, poposuna bağlayan, başına bağlayan, fereceli, yaşmaklı diye ayırmayıp, verdiğin resepsiyonda ayırmak ne menem bir iştir?
Kaç kez söylediğimi hatırlamıyorum. Adına türban, sıkmabaş vb. denen bağlama şekli modernleşmenin eseridir. Şehirleşme ve modernleşme ile birlikte geleneksel başörtüsü de yerini farklı bağlama şekillerine bırakmıştır. Herşey değişiyor, kıyafetler de bundan azade değil. Başı açıkların kıyafetleri, moda renkler, etekleri bluzları vs. değişmedi mi?
Bugün köyden şehre gelmiş, okuması yazması bile olmayan bir genç kıza hangi güç ferece giydirebilir? Bu kız güzel bir manto giyse ve üzerine türban olarak isimlendirilen biçimde bir eşarp bağlasa “siyasal islamcı” mı olmuş olur?
Aslında bu tip bir “siyasal simge” tartışması minder dışına kaçmak isteyenlerin yumurtlamasıdır.
Galiba Süleyman Demirel idi. 28 Şubat döneminde yasak olanca şiddeti ile uygulanırken deniyordu ki “siz babannelerimiz gibi bağlamıyorsunuz, bu bağlama şekli siyasal bir simgedir”
O zaman dendi ki, “tamam bir standart bulun ona göre bağlayalım, bu eğer babaannelerimiz gibi tavşan kulağı ise, öyle yapalım” deyince, bu kez Demirel, “o zaman o bağlama şekli de siyasal simge olur” diye bir laf yumurtlamıştı.
Yani sorunun kökeni bağlama şekli vs değil. Zaten başörtüsünün şeklindeki değişim/evrim de modernleşme ve kıyafetlerdeki moda dediğimiz şeydeki değişimle alakalı. Yoksa bunun siyasal simge olmadığını herkes biliyor. (Belki marjinal bir kitle olabilir ama çoğunluk için böyle.)
Hulasa, beğenin beğenmeyin, başörtüsü ya da isimlendirme meraklılarınca ifade edildiği gibi “türban” bu ülkenin gerçeğidir. Bu ülkedeki kadınların/kızların yaklaşık %65-70′i başını bir biçimde örter. Bu ülkede yaşıyor, bu ülkede siyaset yapıyor, bu ülkede askeri/sivil bürokratlık yapıyorsanız bu gerçeği kabullenmek zorundasınız.
Dahası sizin “lütfen kabul etme” gibi bir lüksünüz yok. Bu özgülük kimsenin kimseye lütfu değildir, bu özgürlük en tabi insan hakkıdır. Kimseye lütfetmeyeceksiniz, sadece insanların bu ve diğer temel haklarını teslim edeceksiniz. (eğitim gibi)
Gözlerinizi kapatarak, görmezden gelerek, çeşitli ayrımcılıklarla aşağılayarak bunu değiştiremezsiniz. Bu ancak size duyulan öfkeyi arttırır, daha da kötüsü bunu meşrulaştırır.
Son olarak; başörtüsü elbetteki -devlet memurları da dahil- heryerde serbest olmalıdır. Bu konuda şu yazı okunabilir. (Yazıdaki resimlere dikkat.)
Hulasa, ancak herkes için özgürlük istediğimizde tutarlı olabiliriz.
“Bu planda kullanılan silahın adı “demokrasi.” Hedefe varılınca inilecek trenin adı. [Bakınız: “Yumrukları Hep İçeride Kalacak” yazımıza gelen yorumlar.]” sözünü de günün şakası ilan ediyorum. O tartışma(*) gösterdi ki, bir kesim insanlar ne demokrasiyi ne de özgürlükleri, beğenmedikleri muhafazakarlar kadar içselleştirebilmiş değiller.
Selamlar.”
0 comments
Kick things off by filling out the form below.
Siz de fikrinizi belirtin: