Zorunlu din dersi üzerine
Danıştay’ın kararından sonra ‘zorunlu din dersi’ ile ilgili tartışmalar tekrar gündeme geldi, ben de düşüncelerimi yazmak istedim.
- Okullarda çocuklara, ebeveynlerinin inanmadığı bir dinin ya da benimsemediği bir mezhebin zorla eğitiminin verilmesi hak ve özgürlükler bakımından kabul edilemez bir durum.
- Laik bir devlette zaten ‘devlet okulu’nda din dersi olmaz. Ancak dinler tarihi, dinler kültürü gibi bilgiler veren seçmeli bir ders olur.
- Fakat biz -öyle iddia etmemize rağmen- laik bir devlet olmadığımız için Diyanet gibi bir kuruma Sünni ekol ağırlıklı zorunlu din dersi gibi bir uygulamaya sahibiz.
- Aslında bu meselenin çözümü çok basit; bu çözüm de, devletin din eğitimi sevdasından vazgeçmesi ve bu konuda özel eğitim verecek yapılanmalara izin vermesidir. Bu olursa Aleviler de Sünniler de çocuklarına dinini, mezhebini dilediği gibi verdirebilir. (özel kurslar, dernekler, sivil toplum kuruluşları, özel okullar vs.)
- Fakat devlet bir takım korkuları sebebiyle bunu izin vermiyor. Tevhid-i tedrisat bunun için var. O halde ne yapmalı?
- Buna kısa vadede en pragmatik çözüm din dersinin seçmeli yapılması ve bu yapıldıktan sonra da Sünni ekol ağırlıktaki müfredata dokunulmamasıdır. Hatta bu ağırlık dinin pratiği bağlamında daha da arttırılmalıdır; namaz kılınmasının, abdest alınmasının öğretilmesi, İslam ile alakalı kültürel faaliyetler düzenlenmesi gibi. Çünkü ülkenin çok büyük kısmı Sünii ve Sünni ebeveylerin istemeleri durumunda çocuklarına din eğitimi aldırabilecekleri başka bir yol yok.
- Bu durumda da ortaya bir sorun çıkıyor. Gayri müslimlere zaten zorunlu değil ama seçmeli olduğunda Aleviler’in de deşifre olması ve bunun sakıncalarına ilişkin haklı endişeler var. Bu endişelere yönelik nasıl bir önlem alınabilir tartışmak gerek. (Ayrıca Aleviler’in çocuklarına din eğitimini nerede verecekleri de belirsiz, bu hiç konuşulmuyor. Sanırım dernekleri (cemevleri) yeterli geliyor ya da seküler bir yaşam biçimini seçenler bu eğitime gerek görmüyor. Aksi yönde “biz dinimizi/mezhebimizi nerede öğreneceğiz?” şeklinde bir talep duymadım ben hiç.)
- Bu deşifre endişesinden mülhem okullardan din dersinin tümüyle kaldırılmasını savunanlar da var. Ama bu söylem sahiplerinin ders kalktığında insanların çocuklarına dinlerini nerede öğreteceğine ilişkin bir seçenek sunmadıklarını, dolayısı ile iyi niyetli olmadıklarını söyleyebiliriz.
- Bir de hükümetin savunması var. Hükümet Danıştay’ın 8. dairesinin yeni kitabı incelemeden eski kitaba göre karar verdiğini ama yeni kitabın değiştiğini, bu kitapta İslam dininin mezhepler üstü ortak yönleriyle anlatıldığını ve mezheplerle ilgili de bilgiler verildiğini, dolayısı ile zorunluluğunun devam etmesini savunuyor.
- Kitabı incelemeden birşey söylemek zor olsa da, ne kadar mezhepler üstü anlatılırsa anlatılsın bu konuda itirazların olacağı, bir konsensusun sağlanamayacağı da aşikar. Bu yüzden hükümetin savunması yetersiz.
-”Tevhidi tedrisat var, din ogrenmenin başka da yolu yok” diye bir baskasının çocuğuna inanmadığı dinin/mezhebin zorla öğretilmesinin hakkaniyetsiz bir durum olduğunda tartışılacak hiçbir şey olmadığına göre yapılması gereken şu: Din dersi ilk aşamada seçmeli olmalı. Seçmeli yapıldıktan sonra belirgin bir biçimde Sünni ekolün öğretilmesinde hiçbir mahzur yok.
- Yukarıdaki kısa vade çözümü hem aslî olarak sorunlu hem de yapısı itibarı ile laiklik ilkesiyle çelişkili. Bu zamana kadar uygulamanın devam etmiş olması bu çelişkiyi gidermez. Gidermediği gibi ülkedeki yapının komikliğini de açığa çıkartması açısından oldukça manidar.
- Bu yüzden uzun vadede laik devletin bir gereği olarak Diyanet İşleri Başkanlığı gibi bir kurumun, devlet okulunda din dersi gibi uygulamaların kaldırılarak din eğitim ve öğretimin serbestçe yapılabileceği özel kurum/okul/dernek vs yapılanmalara izin verilmeli. Devlet din işlerinden elini tamamen çekmeli. (Bkz, DİB ve imamlar ile ilgili yazım) Devlet okullarında ise ancak dinler tarihi ve dinler kültürü gibi bilgiler veren seçmeli bir ders okutulabilir. Ancak Türkiye şartlarında kısa vadede bunu savunmak pek gerçekci bir yaklaşım değil.
- Bununla beraber daha önce gündeme gelen ve ‘Alevi Açılımı’ konusunda da görüşmelere devam edilmeli, Aleviler sürece dahi edilerek mağduriyetleri bir şekilde giderilmelidir. Bu konuda birşeyler yazmıştım bir zaman.
Aklıma gelenler bunlar. Bu hamur daha çok su kaldıracak gibi görünüyor.
2 comments
[...] verip, sadece onların ibadethanelerini tanıyıp finanse etmesi; sünniler dışındakileri mağdur etmesi, devlet kaynaklarını haksız biçimde dağıtması da [...]
[...] verip, sadece onların ibadethanelerini tanıyıp finanse etmesi; sünniler dışındakileri mağdur etmesi, devlet kaynaklarını haksız biçimde dağıtması da [...]
Siz de fikrinizi belirtin: