Arsiv - Kategoriye gore : "Günün Yazısı"



Güncel & Günün Yazısı & Toplum & Düşünce Suat Öztürk - 13 Şubat 2007

Milliyetçilik ve bir yazı..

Milliyetçilik tartışmaları tam gaz devam ediyor.

Milliyetçiliğin  pek çok kategorisi var. Etnik milliyetçilik, Kültürel/bölgesel milliyetçilik,  Dinsel milliyetçilik vb. gibi.

Her bir kategoriyi ayrı ayrı değerlendirmek gerekir  ama zaman zaman bu kategoriler birbirlerinin içine de geçmiş olabiliyor.

Etnik milliyetçilik ciddiye bile alınmayacak bir saçmalıktır. Kimse doğacağı ırkı seçemeyeceği gibi çok değil birkaç yüzyıl geriye gittiğinde atalarının genlerinde övündüğü ırkı ile yerdiği ırkın birarada olduğunu görür. 

Kültürel/bölgesel miiliyetçilik de oldukça tartışılan bir konu. Çoğu kez “din” de bu kavramın içine giriyor. Seçme şansı açısından ilk çocukluk devresi kültürel anlamda da seçilemiyor. Haliyle kişi, çocukluğundan itibaren belli bir kültürün hakim olduğu coğrafyada, o kültürün değerleriyle büyüyor. Daha sonra  bir seçenek imkanı olsa da insanların büyük çoğunluğu yaşadığı kültürel coğrafyayı değiştiremiyor.

Değiştirmesi halinde bile -ezici bir çoğunluk- çocukluğunda aldığı kültürün izlerini ömrü boyunca sürdürüyor.

Devamini Oku »

Popularity: 30% [?]

Günün Yazısı & Toplum Suat Öztürk - 09 Şubat 2007

“Bunlar ne istiyor?”

Dünkü Zaman’da Bejan Matur’un birçoğuna katıldığım önemli tespitler içeren bir yazısı vardı.

Belki okumayanlar vardır diyerek altını çizdiğim satırları alıntılıyorum:

Bu solcular ne istiyor, bu İslamcılar ne istiyor, bu Kürtler ne istiyor, bu azınlıklar ne istiyor, hatta bu milliyetçiler ne istiyor? Hepimiz, aynı kalıpla sorulan soruların sahibi değilsek eğer, muhatabı durumundayız. Ben bu soruyla yakın zamanda İslamcı bir gazeteciyle söyleşim sırasında karşılaştım.

Devamini Oku »

Popularity: 25% [?]

Güncel & Tarih & Günün Yazısı Suat Öztürk - 13 Ocak 2007

Okunası Yazılar: “Hatırla!” [1-2-3 ]

Geçtiğimiz günlerde Zaman gazetesinde Alev Alatlı’nın “Hatırla” başlığıyla üç nefis makalesi yayınlandı.

Ortadoğunun son bir asrına eğilen Alatlı, güncel olarak Irak özelinde görünen ama Şerif Hüseyin’den Filistin’e kadar uzanan meseleler ile bölgenin makus talihi ve sebepleri hakkında derin tahliller yapma imkanı veren kesitler sunuyor.Ortadoğu’da neler olup bittiğini ve bunların kökenlerini kavrayabilmemiz için gerçekleri “hatırla!” diyerek kafamıza adeta birer çivi gibi çakıyor.

“Hatırla!” diyor, yani unutma! Ve sanki “Unutma ki bugün koltukları başında orada olanları yüzeysel bile denemeyecek sığlıkla, klasik birkaç şablona sığdırmaya çalışan akl-ı evvellere aldanma!” diyor.

Alatlı’nın “Unutma, benim Ortadoğulu belleğim, unutma ki, bölgenin bitmez tükenmez çilesi, Hüseyin Saddam’ın özeline indirgenip, sulandırılmasın.” diye bitirdiği yazı dizisinden kısımlar alıntılayacaktım ama tamamı önemli olduğu için bölemedim.

Arşivlik bu diziyi mutlaka okuyun derim:

[ Hatırla - 1 ] [ Hatırla - 2 ] [ Hatırla - 3 ]

Popularity: 22% [?]

Güncel & Tarih & Günün Yazısı Suat Öztürk - 04 Aralık 2006

“Ne yapılabilirdi?”

Ardıç, son zamanlarda sıklaştırdığı Cumhuriyetin ilk yıllarına ilişkin  yazılarına devam ediyor. Çok fazla alıntı yapmak istemiyorum blogda ama bazı şeyleri kısa yazılara sığdırmak gerçekten iyi maharet istiyor. [Mesela Ardıç’ın alıntıladığım önceki yazısının  tarzında,  günahım kadar sevmediğim Yılmaz Özdil de (Sabah) yazıyor.]

Engin Ardıç “Ne yapılabilirdi?” başlığı ile Cumhuriyetin ilk yıllarına ilişkin kendi görüşlerini yazmış. Katılmadığım birkaç nokta hariç tespitleriyle hemfikirim. Buyrun:

Eskiler şöyle rivayet ve bugüne hikayet ederler ki, Atatürk, Fethi Bey’i ‘Şeyh Sait ayaklanmasını bildiren şifreli telgraflar gelince poker masasından kalkmadığı için’ başbakanlık görevinden almış. Yıl 1925.

Ve de yerine İsmet Paşa’yı atamış, o da diktaya yönelmiş.

Atatürk yaptığı hatayı beş yıl sonra anlayacak, halkın tepkisini ve hoşnutsuzluğunu görünce Fethi Bey’e bir muhalefet partisi kurduracak, fakat bu partinin ömrü birkaç ay olacaktır. İş işten geçmiş, bürokrasi demirden kasnaklarını bütün ülkeye geçirmiştir. Bürokrasi Atatürk’e bile kafa tutmaktadır!

Devamini Oku »

Popularity: 8% [?]

Güncel & Günün Yazısı Suat Öztürk - 02 Aralık 2006

Faşizmin tanımı

Akşam gazetesi yazarı Engin Ardıç faşizm değerlendirmelerine devam ediyor. Bugünkü yazısı “faşizm nedir?” sorusuna cevaben iyi bir fotoğraf sunuyor. Okurken bir an Sabah’tan Yılmaz Özdil yazmış sandım. Ama içerik Yılmaz Özdil’i şaşkınlıktan koltuğundan düşürecek kadar farklı.

Buyrun:

Tren tarifesi değil tabii, kaç gündür tartıştığımız şu 1925-1945 dönemi… Bazı kişiler, ‘o dönemde Rusya’da komünizm, Almanya, İtalya ve Portekiz’de faşizm vardı, demek ki biz daha ileriydik’ diyorlar. Eksik söylüyorlar, o dönemin faşist ülkelerine Macaristan ve Romanya’yı da katalım. Sonradan İspanya’yı da ekleyelim. Dilerseniz bir süre Yunanistan da girer. Savaş yıllarında Fransa da girer, Norveç de.

Devamini Oku »

Popularity: 5% [?]

Güncel & Günün Yazısı Suat Öztürk - 14 Kasım 2006

Okunası Bir Yazı: Düşünce Sistemleri

Prof.Mümtaz’er Türköne bugünkü yazısında ideolojilerden medet ummanın, ideolojileri payanda yaparak güç savaşına girmenin,  siyasal alanın en kaba ve ilkel yöntemi olarak hayat bulduğunu ve bu yüzden laikliğin, AB ülkelerinde “din, felsefe ve politika” konularında tarafsızlık olarak tanımlandığını söylüyor.  Herkesin ideoloji üretmekte ve bu ideolojilerin propagandasını yapmakta serbest olduğunu ama,  kişinin/örgütün inandığı, bağlandığı ideolojiyi “devletin resmî görüşü” olarak tek ve evrensel düşünce sistemi adıyla topluma dayatmaya kalkarsa ve bunu zorla gerçekleştirirse ortaya çağdışı totaliter bir devlet çıkacağını öne sürüyor.

Yazısının son paragrafı şöyle:

Devamini Oku »

Popularity: 5% [?]

Güncel & Günün Yazısı Suat Öztürk - 04 Kasım 2006

Emekli Bürokrata Demokrasi Dersi

Gündüz Aktan emekli bir bürokrat. Zaman zaman ilginç yazılar yazıyor. Kendisini bir misyona adamış olarak görünüyor. Dinden, felsefeye, siyasal sistemlerden, antropolojiye, bürokrasiden aydınlanmaya, geniş bir yelpazesi var. Hatta o kadar geniş ki İslam bağlamında Selefilikten, Hanefi/Maturdiliğe kadar her alanda boy gösteriyor.

Aktan yazılarında sık sık Mustafa Kemal’in dini reddetmediğine Hanefi-Maturidi yorumunu benimsediğine ve bu yorumun üstünlüğüne değinir. Bir Hanefi/Maturidi olarak bu yorumun içtihad konusunda aktifliğini, donukluğa izin vermemesini, cesurluğunu, akla verdiği önemi zaten biliyor ve kabul ediyorum. Fakat bugünden geçmişe bakıp gayet zorlama bir yorumla Mustafa Kemal’in Hanefi-Maturidi yorumunu isteyerek benimsediği düşüncesine katılmak mümkün değil. O dönemde eğer elden gelebilseydi ne Hanefilik bırakılacaktı ne de Maturidilik. Ama bu olmayacak bir hayaldi ve olmadı da. O zaman yaşananları bilmesek Gündüz Aktan’ın tespitlerine katılabiliriz. Ama yaşananları biliyoruz. Mustafa Kemal mecburen Hanefi-Maturidi yorumunu Diyanet resmi görüşü yapmıştır; çünkü halkın büyük çoğunluğu zaten Hanefi-Maturididir.

Mustafa Kemal’in din olgusuna bakışı Müslüman olup olmadığı, Cumhuriyet’in ilk dönemlerinin Din politikası gibi hususlar bambaşka bir yazı konusu. Zaten benim değinmek istediğim de Gündüz Aktan’ın bu fikirleri değil.

Devamini Oku »

Popularity: 4% [?]

Güncel & Günün Yazısı & Ahh Benim Memleketim Suat Öztürk - 31 Ekim 2006

Hangisi daha vahim?

Bir önceki “Yalçın Doğan’ın korkusu” başlıklı yazımda Doğan’ın, bir araştırma kuruluşunun, Türkiye’deki üniversite gençliği üzerine yapmış olduğu en son araştırma sonuçlarına atıfla ülke geleceğini karanlık görmesini ve bu araştırmanın bulgularını “vahim” olarak nitelendirmesini kısaca eleştirmiştim.

Bugün gazetelerin internet sitelerine bakarken Zaman gazetesi yorum sayfasında Atatürk Üniversitesi Öğretim üyesi Doç Dr. Neşet Toku’nun “Üniversite gençliğinin dine bakışı çok mu vahim?” başlıklı güzel bir yazısına rastladım.

Yazısının başlangıcında Yalçın Doğan’ın yüreğini hoplatan ilgili araştırmanın sonuçlarından bazı örnekler vermiş Toku:

[…] gençliğin yüzde 62’si, dinî ibadetleri yerine getirmenin kendileri için “önemli” olduğunu; yüzde 28′i “kısmen önemli” olduğunu; yüzde 11′i de “önemsiz” olduğunu belirtiyor. Mesela; öğrencilerin yüzde 77’si “Ramazan’da düzenli olarak oruç tuttuğunu”, yüzde 65′i “düzenli olarak cuma namazı kıldığını”, yüzde 46’sı hiç alkollü içki kullanmadığını, yüzde 44′ü “evlilik bağı olmaksızın birlikte yaşama”yı tasvip etmediğini, yüzde 69′u “bakire olmayan birisiyle evlenme”yi doğru bulmadığını, yüzde 59′u başörtüsünün, devlet daireleri dahil, “her yerde serbest” bırakılmasını istediğini söylüyor. Buyurun “irticaî kakofoni”ye�

[Burada yeri gelmişken söyleyeyim. Ben aslında bu tür araştırmaların güvenilirliliğinden kuşkuluyum. Fakat konu bu olmadığı; bir araştırma sonucuna dayanarak malum bir zihniyetin temsilcisinin sakat düşüncelerini ifşa ettiği ve asıl üzerinde durulması gerekenin de bu olduğunu düşündüğüm için “araştırmanın sonuçlarının güvenilirliliği” kısmını geçiyorum.] Devamini Oku »

Popularity: 7% [?]

Günün Yazısı & İslam Suat Öztürk - 23 Ekim 2006

“Ramazan’ın sultanı onbir aylar başlıyor!”

A. Turan Alkan’dan nefis bir bayram sabahı yazısı, buyrun:

Bugün bayramın biri ama, zihnimin bir yerlerine hâlâ ebedî Ramazan’ın biriymiş gibi bir not iliştirilmiş sanki. Onbir ayın sultanı Ramazan değilmiş de, geride kalan onbir ay Ramazan’ın sultanı imiş gibi bir algı!

Sahi, mankenler niçin Kadir gecesi o tekke senin, bu cami benim diye dolaşıp duruyor hiç düşündünüz mü; herkesten akıllılar da ondan! Bir sene boyunca yağlı kebab yiyorsun farzımuhal; sonra o gece geliyor ve bütün kolesterolleri sıfıra müncer kılıyorsun. Kim yemez öyle kebabı? Nasıl olsa her sene, defteri tertemiz edecek bir resetleme gecesi geliyor. Zâhir ondandır, elâlem Mevlâna’yı, Yunus Emre’yi okurken “iç şarâbı, ye kebâbı” meâline mâsadak liberal nasihatlar bulurken ben ne zaman hazerâtın âsârından tefe’ül etsem, vinç kuvvetiyle beli bükülmez kavî şer’i hükümlere tosluyorum? Sahi, “benim kalbim temiz” deyip zekât vermesek nasıl olur meselâ; gönlüm zengin sadaka vermeyim; içim temiz namaz borcundan düşeyim, yetmişiki millete aynı nazarla baktığım için oruç borcum da sâkıt olsun… Hani elinden gelse, “neme gerek Müslümanlık, ben hepten kalbi temiz biriyim, dinlerüstüyüm, insanlığın ruhu bende tecessüm ediyor” filan denilecek. Demek ki yobazlık hakikaten var ve tam da böyle bir şey (kimse üstüne alınmasın, kendimden söz ediyorum burada). Efendim, yaz Ramazanlarından birinde iki amele göle giriyorlar serinlemek için; biri suya her dalıştan sonra “ooh” çekiyor” öteki ise oh demek bir yana daha bir hararetlenmekte. “Yav” diyor, “sen nasıl dalıyorsun ki, oh deyip ferahlamaktasın da benim alevim kulaklarımdan çıkmakta?” Cevap güzel; “sen dummasını bilmiyorsun oğluu” diyor beriki; “suyun içinde ağzını açık tutacaksın!” Devamini Oku »

Popularity: 11% [?]

Günün Yazısı Suat Öztürk - 01 Ekim 2006

Komutanlara Ders

Aynı gün  bloga iki yazı eklenir mi? Evet; böyle güzel yazılarla karşılaşınca aynı gün ikinci bir yazı eklenir.  

Mümtaz’er Türköne Hoca’nın “Bilmediğimiz bir şey mi var?” başlıklı yazısında çok önemli noktalar var.  Türköne Hoca,  yazısında genel bir çerçeve çiziyor, “irtica” paronoyasından, pozitivist felsefeye, dinsiz toplum idolünün anlamsızlığından Komutanların konuşmalarındaki tutarsızlık ve bilgisizliklere kadar birçok hususu açıklığa kavuşturuyor. Anayasa’nın maddelerini ve yaptırımlarını hatırlatıyor ve Kuvvet Komutanları’nın yaptıkları açıklamalarla Anayasa’yı nasıl ihlal ettiklerini gözler önüne seriyor.  Yazısının sonunda da yine Anayasa’ya göre bu ihlalin ülkenin güvenliğini tehlikeye düşürdüğünü; laikliğe yönelik bir tehdit oluşturduğunu ve çareyi yine Anayasa’nın  gösterdiğini belirterek şöyle diyor: “Anayasa’mızın 117. maddesi, “millî güvenliğin sağlanması” görevini TBMM’ye karşı Bakanlar Kurulu’nun yetki ve sorumluluğuna veriyor.”

Yani Mümtaz Hoca Bakanlar Kurulu’nun  ülke güvenliği açısından Kuvvet Komutanları’nı görevden alması gerektiğini -teknik olarak C.Başkanı imzası gerekse de-  ima ediyor.  Devamini Oku »

Popularity: 5% [?]

Günün Yazısı Suat Öztürk - 29 Eylül 2006

“Ertuğrul Özkök’e açık mektup!”

Gazi Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Atilla Yayla, başörtüsü özgürlüğü konusunda, Hürriyet Gazetesi genel yayın yönetmeni Ertuğrul Özkök’e hitaben açık bir mektup yazmış (*) bugünkü Zaman gazetesinde.

Bence mektuptan ziyade bir ders gibi olmuş; hiç sanmam, ama umarım Özkök ve avanesi “Beyaz Türkler” istifade etmeyi düşünürler.

Prof. Atilla Yayla Türkiye’nin önde gelen liberallerinden. Liberalizm çok geniş bir konu; liberalizmin iktisadî boyutuna mesafeli olsam da bu; özgürlükler bakımından liberal bir ismin vurgu yaptığı hususlara katılmama engel değil.

Ülkemiz özelinde; özgürlükler ve bu bağlamdaki başörtüsü konularında birçok isim fevkalade iyi yazılar yayınladılar yıllardır, işte bu yazı da onlardan biri.

Buyrun, Atilla Yayla’nın Ertuğrul Özkök’e hitaben yazdığı ve aslında Özkök’ün şahsında -Atilla Yayla’nın deyişi ile- “carî rejimi ve egemen laiklik anlayış ve tatbikatını kusursuz gören ve otoriteryen devletçi siyasî felsefe” yi şiar edinenleri muhatap aldığı mektubunu okuyalım:

Ertuğrul Özkök’e açık mektup!

Sayın Özkök, Hürriyet’in 23 Eylül 2006 tarihli nüshasındaki yazınızda “Üniversiteye ille de türbanla gitmek isteyen kızların misyonu nedir?” sorusunu sadece İslamcı çevrelerin değil “liberaller”in de tartışması gerektiğini söylüyorsunuz.

İdeolojik tercihi sosyalizm, muhafazakârlık, nasyonalizm veya İslamizm değil liberalizm olan, Türkiye’de liberalizm hakkında ilk Türkçe kitabı yazan ve son 14 yılı Liberal Düşünce Topluluğu bünyesinde olmak üzere yaklaşık yirmi yıldır liberal değerlerin tanınması, anlaşılması, yayılması ve ülkemizin siyasî, iktisadî ve hukukî düzeninin liberalleştirilmesi için gayret sarf eden bir akademisyen olarak bu çağrınızı üzerime almanın hakkım ve görevim olduğu kanaatindeyim.

Devamini Oku »

Popularity: 6% [?]

Günün Yazısı & İslam Suat Öztürk - 31 Ağustos 2006

“Bugün İstanbul Yok”

Yoğun olduğum zamanlarda, kabaca göz gezdirdiğim bazı yazıları bir kenara atar, daha sonra tekrar o yazıya dönerim.

Ahmet Altan’ın 27 Ağustos’ta Hürriyet’te yayınlanan yazısı da bunlardan birisi. Saklayacak değilim; Ahmet Altan’dan birçok nedenden dolayı hoşlanmam. Ama bu, köşe yazılarını ve kitaplarını okumama engel değil elbet.

Hoş bir üslubu var Ahmet Altan’ın. “İsyan Günlerinde Aşk” da beğendiğim iki-üç kitabından biridir. Kimbilir; belki de bu beğenimin ardında, 31 Mart olayının perde arkasını olanca gerçekliğiyle tasvir etmeye çalışması yatıyor. Devamini Oku »

Popularity: 23% [?]

Günün Yazısı & Düşünce Suat Öztürk - 26 Ağustos 2006

‘Laisizm’ ve ‘Laiklik’

Zaman gazetesinde, Yargıtay Onursal Başkanı Sami Selçuk’un “Laisizm ve laiklik kıskacında Türkiye” başlığıyla iki yazısı yayınlandı. Kavramlara verilen anlamlar bakımından çok önem atfeden bu yazıların mutlaka okunması ve üzerine düşünülmesi gerekiyor; özellikle de laikliği ‘laisizm’ zanneden ‘laikçi’lerimiz tarafından.

Sami Selçuk, bildiğiniz gibi, Yargıtay Başkanı iken 1999-2000 Adli Yılı açılışında yaptığı meşhur konuşmayla gündeme oturmuş, demokrasiye ve özgürlüğe yaptığı vurgularla dikkat çekmişti.

Sami Selçuk, 3 Kasım seçimlerinde ANAP’tan milletvekili adayı olmuş ama ANAP’ın barajı aşamaması nedeniyle meclise girememişti. Demokrat ve özgürlükçü kişiliği nedeniyle Ali Bulaç ve Abdurrahman Dilipak gibi muhafazakar yazarlar tarafından da AK Parti’ye ‘Cumhurbaşkanı adayı’ olarak açıkça tavsiye ediliyor.

Yazılardan alıntı yapıp yorumlamak değil amacım. Her iki yazının tamamı bilgi içeriyor ve üzerine bolca konuşulan kavramları yerli yerine oturtuyor. Bu açıdan; aşağıda linklerini verdiğim yazıları, üzerine yorum yapmaktan ziyade bu konuda meseleye nokta koyucu bir kaynak niteliğinde görüyorum:

‘Laisizm’ ve ‘laiklik’ kıskacında Türkiye (1)

‘Laisizm’ ve ‘laiklik’ kıskacında Türkiye (2)

EKLENTİ: Serinin üçüncü yazısı da bugün yayınlandı.Linki şudur:

‘Laisizm’ ve ‘laiklik’ kıskacında Türkiye (3)

Not: Laiklik konusunda Derin Sular’ ın yayınladığı çok iyi bir yazı dizisi var. Bu yazı dizisini de herkese tavsiye ederim.

Popularity: 6% [?]

Günün Yazısı Suat Öztürk - 17 Ağustos 2006

Günün Yazısı (U.Talu-Sabah)

Umur Talu’nun yazılarını sürekli takip ederim. Ve herzaman olmasa da çoğunlukla beğenerek okurum. Aslında “günün” değil “dünün”  yazısı aktaracağım yazı. Fakat bugün devamı niteliğinde bir yazı daha gelmiş Talu’dan.  

Umur Talu bazen öyle bir yazıyor ki “işte budur!” diyorum. 2 Ağustos’ta da ”işte budur” dediğim  ”İsrail etkisi”ni konu ettiği  “Etkiye Tepki” başlıklı çok güzel bir yazı yazmıştı. Talu dün ve bugün  Lübnan’a gönderilecek ”Barış Gücü” konulu  iki yazı yazmış.  İki yazı da mutlaka okunmalı. Özellikle dün yayınlanan  “Oraya asker göndermeyin!”  başlıklı yazısı o kadar güzel ki buraya alıntılamak istedim:

“Oraya kalbinizi gönderin; Aklınızı, fikrinizi, düşüncenizi gönderin ; Sevginizi, endişenizi, selamınızı, muhabbetinizi gönderin; Yüreğinizi gönderin oraya, vicdanınızı gönderin; Ama oraya asker göndermeyin ! Devamini Oku »

Popularity: 5% [?]

Tarih & Günün Yazısı Suat Öztürk - 10 Ağustos 2006

“En Uzun Beş Gün”

Mütevazi sitemize zaman zaman yorumları ile katkıda bulunan Değerli Akademisyen Dr.Tuncay Yılmazer’in Zaman Gazetesi’nde bir makalesi yayınlandı bugün. Dr.Yılmazer “Anafartalar’dan Conkbayırı’na… En uzun beş gün” başlıklı makalesinde tarihin gördüğü en kanlı savaşlardan biri olan Çanakkale Savaşından, büyük kahramanlıkların yaşandığı 5 günlük nefes kesen bir kesit sunuyor. Mutlaka okumanızı öneririm.

Lakin yazısının son cümlesini okurken bir hüzün kapladı içimi. Son cümlede şöyle yazmış Sayın Yılmazer: Devamini Oku »

Popularity: 6% [?]

Next Page »