Arsiv - Kategoriye gore : "Sanat"



Günün Yazısı & İslam & Sanat Suat Öztürk - 07 Ağustos 2006

Sanat ve Medeniyet

Bir süre önce Ali Bulaç “Sanatta Çıplaklık” başlığıyla iki yazı yazmıştı. “Sanat” ile -kendi beceriksizliğimden olsa gerek- aram pek iyi olmadığından üzerine konuşma yetisine de sahip değilim. Ali Bulaç’ın yazıları bir sürecin fotoğrafını çekmesi hasebiyle ilgimi çektiği için paylaşmak istiyorum. “Sanatta Çıplaklık -1″ ve “Sanatta Çıplaklık - 2″

Yine “sanat” bağlamında İngiliz asıllı Müslüman Alim T.J.Winter (A.Hakim Murad)‘(*) ın bir makalesinin ilgili bölümünden kısa bir alıntı yapmak istiyorum. “Temel İlke Olarak Sünnet” başlıklı, her satırına katıldığım, çerçevesi oldukça geniş bu nefis makaleyi, uzunluğuna bakmadan mutlaka okuyun derim.

A.Murad makalesinin girişinde İslamî açıdan Çağdaş Batı sanatını değerlendiriyor: Devamini Oku »

Popularity: 10% [?]

Tarih & Ahh Benim Memleketim & Sanat Suat Öztürk - 23 Haziran 2006

Mimar Sinan’ın Kayıp Kafatası!

Mimar Sinan   (1489 - 1588)Mimar Sinan. O sadece Osmanlı-İslam Medeniyeti’nin değil insanlık tarihinin yetiştirdiği en büyük mimarî dehalardandır. Fakat gelin görün ki bu dehanın mezarı, ırkçılığın cazibesiyle açılmış içinden kafatası çıkartılmış ve kaybedilmiştir.”Nasıl olur?” dediğinizi duyar gibiyim. Ben de ilk duyduğumda benzer bir tepki vermiştim. Mustafa Armağan bu olayı anlattığı dostlarının gözlerini faltaşı gibi açıp : “Bu milli ayıbımızı lütfen yazma. Yetmişiki millete bir daha rezil olacağız yoksa” dediğini aktarır. Ve şöyle cevap verdiğini söyler: “Hayır rezil olmayacağız. Asıl bu işin peşini bırakıp gerçeği öğrenmedikçe ve kafatasının nerede olduğunu bulmadıkça insanlığın yüzüne bakamaz hale geleceğiz”(1)

Vakıa şudur: 1935 yılında Türk Tarihini Araştırma Kurumu’nun (Bugün, TTK) seçtiği bir heyet huzurunda Süleymaniye Camii’ nin yanındaki türbesinden kemikleri çıkarılır Mimar Sinan’ın. Tabii geçen 350 yılın tesiriyle iskeletin büyük bir kısmı bozulmuştur. Dönemin ırkçı anlayışı uyarınca kafatası incelenir. Türk ırkının özelliklerine uyduğu anlaşılınca memnuniyetle mezar kapatılır. Ancak kafatası kurulacak Antropoloji müzesinde muhafaza edilmek üzere heyet tarafından alıkonulur.(2)

Mustafa Armağan’ın İbrahim Hakkı Konyalı’dan (3) naklettiğine göre, 1940′larda bu hadiseden habersiz olarak türbeyi restore edenler mezarı açtıklarında Mimar Sinan’ın iskeletinde kafatasının olmadığını görünce telaşe kapılırlar. Araştırma yapılır ama nerede muhafaza edildiği tespit edilemez. Koca Sinan’ın kafatası sırra kadem basmıştır. Mustafa Armağan merak edip bu müzeyi araştırmış. Türk Tarih Kurumu yetkililerinin ve İstanbul Kültür Müdürlüğü’nün böyle bir müzeden haberi olmadığı gibi, Sinan’ın kafatasının kayıp olduğundan da haberi yokmuş.Daha sonra bir süre Prof. Kansu’nun odasında böyle bir müze oluşturulduğu bilgisine ulaşmış ama müzenin akibeti meçhulmüş. Armağan, Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nde olabileceğini söylüyor, Kansu’nun ve Afet İnan’ ın çocuklarının yardımını umarak..

Üstelik bu şekilde mezarından kafatası çıkartılan yalnız Mimar Sinan değil. Mustafa Armağan’ın aktardığına göre 5 Ağustos 1935 günü yayınlanan Cumhuriyet Gazetesi’nde Kültür Bakanlığı tarafından öğretmenlere gönderilen bir genelge yayınlanır:

Eski mezarlardan çıkacak olan Selçuk, Danışmend oğullarına ait kafataslarını İstanbul’a Antropoloji Müzesi’ne göndermeleri…

Mustafa Armağan bu satırları aktardıktan sonra ekler:

” Başka bir deyişle bugün mevcut olmayan, kurulmadan kayıplara karışmış bu müzeye kimbilir kaç tane devlet büyüğümüzün kafatasları gönderildi? Ve bugün kimbilir neredeler? Toprağın üstünekilere sahip çıkmadığımız gibi ne yazık ki altındakilere de sahip çıkmayan bir garip milletiz vesselam!”

Her okuduğumda gülmekle ağlamak arası bir hâl aldığım bu hadise nasıl izah edilir, neye te’vil edilebilir bilemiyorum. Bildiğim birşey varsa o da, bu hadisenin çok çirkin ve bize -dile kolay- 364 muhteşem eser bırakan Koca Sinan’a yapılmış çok büyük bir ayıp olduğudur. Armağan’ın söylediği gibi; Bir insanın sağlığında kafasını kesmekle öldükten sonra mezarından çalmak arasında ne gibi bir fark var? Çok umudum yok gerçi ama inşaallah bir gün -eğer bir yerlere atılıp parçalanmadıysa- bir deponun köşesinde, bir sandıkta Mimar Sinan’ın kayıp kafatası bulunur da bu ayıbı temizleme şansımız doğar.

1.Mustafa Armağan / Osmanlı Tarihinde Maskeler ve Yüzler / Timaş Yay.2.Bsk.2005 S.43 2.Age / Nakledildiği kaynak :5 ve 6 Ağustos 1935 tarihli Cumhuriyet Gazetesi.

3.Age / Nakledildiği kaynak :İ.Hakkı Konyalı / Mimar Koca Sinan / İstanbul 1948

Popularity: 8% [?]

Tarih & Ahh Benim Memleketim & Sanat Suat Öztürk - 21 Haziran 2006

Bir Garip Memleketiz Vesselam…

Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesinde yaşananlardan sözediyorum. Olayın gelişimini çok kısa özetleyelim: Bodrum Kalesi’ndeki 500 yıllık Gatineau Zindanı, Saint Jean Şövalyeleri tarafından uzun yıllar işkencehane olarak kullanılır. Kale Osmanlı’lar tarafında ele geçirilince zindan, duvar örülerek kapatılır. 1992′ de zindan keşfedilir ve 1994′ de ziyerete açılır. Buraya kadar herşey normal.Mesele bundan sonra başlıyor. Zindanın girişinde duvara kazınmış Latince bir yazının Türkçe ve İngilizce tercümeleri de asılıyor. Latince yazı da “Inde Deus Abest” yazıyor. “Tanrının bulunmadığı yer” anlamına geliyormuş. Bu yazıyı okuyan bir vatandaş şikayet dilekçesi yazıyor ve nihayetinde yazının tarihi bir değeri olmadığı, 13 yıl önce eski müze müdürü Oğuz Alpözen tarafından teknisyen Behçet Dinçer’e yazdırıldığı, teknisyenin kendi beyanıyla ortaya çıkıyor. Bu arada müze müdürünün tarihi kafasına göre tahrif etmek ve ismini ölümsüzleştirmek gibi ilginç özelliklerinin de olduğu anlaşılıyor. Başlangıçta yazının kaldırılmasına sert bir şekilde karşı çıkan ve “500 yıllık yazıyı kaldırmak istiyorlar” diye feveran edenler olduysa da müfettişlerin incelemeleri sonucunda yazının 5oo yıllık değil de 13 yıllık olduğu anlaşılınca ortalığı da haliyle derin bir sessizlik kaplıyor.

İlk gündeme geldiğinde bu olayı vesile edip muhafazakar iktidara yüklenen kartel medyasının durumuna hiç girmiyorum. “Utanmıyorsan, istediğini yap” peygamberî öğüt kulaklarımda çınlıyor birkez daha, o kadar.

Bu alenî tahrifat gerçekten dudak uçuklatacak cinsten. Basit bir tarihî zindan girişinde bile böyle tahrifat yapılıyorsa daha önemli tarihi bilgi ve belgelerde neler yapılabilir /yapılmış olabilir, düşünmesi bile korkunç. Tarihi eserlerimizi doğal halleriyle gözümüz gibi korumamız gerekirken, bu şekilde tahrifat yaparak ilgi çekilebileceğini düşünmek garip bir acziyet olsa gerek.

Bu ve benzeri garip olaylara şahit olunca, gayri ihtiyari ağzımdan şu cümleler çıkıyor : “Bir garip memleketiz vesselam!..”

Popularity: 7% [?]