‘Oturgaçlı götürgeç’çiler yine işbaşında
Huylu huyundan vazgeçmiyor. Türk Dil Kurumu kelime üretimine devam ediyormuş. Buldukları bazı karşılıklar şöyle:
Basketbol ‘’sepet topu'’, first lady ‘’başbayan'’, asparagas ‘’uydurma'’, zapping ‘’geçgeç'’, etik ‘’töre bilimi”, Avans ‘’öndelik'’, voleybol ‘’uçan top'’, banknot ‘’kağıt para'’, afiş ‘’ası'’, ajanda ‘’andaç'’, aktivite ‘’etkinlik'’, aktüel ‘’güncel'’, aspiratör ‘’emmeç'’, amblem ‘’belirtke'’, ambulans ‘’cankurtaran'’, amortisman ‘’yıpranma payı'’, fabrika ‘’üretimevi'’, anarşi ‘’kargaşa'’, arşiv ‘’belgelik'’, atölye ‘’işlik'’, türbülans ‘’burgaç'’, badminton ‘’tüytop'’, baypas ‘’köprüleme'’, otizm ‘’içeyöneliklik”, ipotek ‘’tutu'’, fuel oil ‘’yağ yakıt'’, garanti ‘’güvence'’, depozito ‘’güvence akçesi'’, fitness ‘’sağlıklı yaşam'’, finanse ‘’akçalanmış'’, CD ‘’yoğun disk'’, terörist ‘’yıldırıcı'’, idealist ‘’ülkücü'’
Birileri, literatüre ‘oturgaçlı götürgeç’ gibi kelimeler kazandıran bu adamlara, dilin canlı bir varlık gibi olduğunu, doğal olmayan müdahalelerin dile yarar değil zarar getirdiğini anlatmalı. Galiba bu adamları umutlandıran şey, uydurulan onca karşılıktan birkaçının tutuyor olması. (Mesela ‘buzdolabı’ gibi)
Yüzyılların kültürüyle, geleneğiyle oluşmuş dilimizi ’sadeleştirme’ adı altında ucubeye çevirdiler. [Yazının devamı.. →]
Mayıs 6, 2008 23 Yorum
Hürriyet
Hürriyet Gazetesi’nin ‘İnsan Hakları Bildirgesi’nin 60.Yılı’ temalı son reklamını izlediniz mi?
Ben bu akşam izledim; güzel mesajlar verilen bir reklamdı; ta ki reklamın sonunda Hürriyet’in logosu çıkana kadar. O anda aklıma Hz.Peygamber’in “utanmıyorsan, dilediğini yap” sözü geldi.
‘İnsan hakları’ ve ‘Hürriyet Gazetesi’.. Oldukça cesur bir tema olmuş.
(Şanlı devletimiz, ahlaksız Youtube’a bir kez daha dersini verdiği için reklam videosuna link veremiyorum maalesef.)
Mayıs 6, 2008 3 Yorum
Yol Ayrımı
“Basiret” başlıklı yazıma eklediğim yorumda şöyle demiştim:
AKP sanırım, kendisinin (ya da Erdoğan’ın) bekası için sisteme eklemlenmeye, onunla barışmaya, uzlaşmaya çalışıyor. Oysa bu yönde atacağı her adım oligarşik sistemin ömrünü uzatıyor. Ve sistem, bu şirin gözükmeye çalışan AKP’ye, yaptığı şirinliklere rağmen acımayacak. AKP çok, ama çok yanlış davranıyor.
AKP çabuk hareket etmeli, gerekirse Erdoğan ve kurmayları kendilerini harcayarak, ekonomik disipline zarar vermeyecek bir süreçle ülkeye büyük bir özgürlük ve demokrasi açılımı getirip referanduma gitmeliydi. Bunu yapmadıkları gibi son bir ayda saçma sapan şeyler yaptılar. Erdoğan ağzının ayarını iyice kaçırdı. Kendisine haksızlık yapanlara karşı mukabelesi bir yana; toplumda bu biçimde bir duruş sergilemeyenlere karşı olan tutumu/uslubu hiç hoş değil. Ve bu, toplumdaki kutuplaşmayı, çatlağı daha da derinleştiriyor.
Şurası çok açık, Erdoğan bir yol ayrımında. Bu yollardan birisi malum oligarşi çizgisi diğeri ise özgürlükçü, demokrat bir çizgi.
İlk çizgi, kendisine tehdit olarak gördüğü AKP’yi harcamayı, daha iktidara geldiği günden bu yana düşünüyordu, son kozlarını da kapatma davası ile oynadılar. AKP’nin bazı reaksiyonları ile, çok garip bir biçimde o çizginin temsil ettiği kabul ve değerlerde buluşması, benim gibi, geleceğimiz için hala AKP’den umutlu olan arkadaşlarda tam olarak nasıl bir etki yarattı bilemem. Ancak beni; tüm bu anlamsız icraatlere dair bir kılıf bulup reflekstif savunma yapmaya itmedi, bilakis dehşete ve -neredeyse- ye’se düşürdü. [Yazının devamı.. →]
Mayıs 3, 2008 45 Yorum
Basiret
1 Mayıs’ın tatil yapılmasına ilişkin teklifleri, akıllara zarar bir mantıkla, milli geliri gün sayısına bölerek buldukları “2 milyar dolar zararımız olur” saçmalığıyla kabul etmeyen AKP, Taksim meydanı kutlamalarına da izin vermedi.
Neden Taksim için aradan geçen 30 yıla rağmen halen izin verilmez? Neyin inadıdır bu? Taksim’de olunca yapılacak provokasyon başka meydanda olamaz mı?
Böyle güzel pasları gole çeviremeyen, ağzının ayarını kaçırıp kendisinin de ayak olarak görüldüğünü unutup, baş/ayak muhabbetine giren, kapatma davası için gözüne ışık tutulmuş tavşan gibi bekleyen, basireti bağlanmış gibi garip davranışlar sergileyen Erdoğan hangi mantıkla bunları yapıyor, tahmin eden var mı?
Nisan 30, 2008 46 Yorum
Jazzetta
Metin ağabeyim, uzun bir aradan sonra, güzel bir yazı ile Jazzetta’ya geri döndü.
Hala bu harika blogu keşfetmeyenler varsa buradan buyursun..
Nisan 30, 2008 42 Yorum
Marşlarımız gerçekten ‘milli’ mi?
Kesin olarak bilmek mümkün değil elbette, ancak İstiklal Marşı’mızın bestesinin Latife hanım’ın torpiliyle seçildiği öteden beri söylenir. Prozodisinin bozukluğu, onun için de ‘larda yüzen al sancak’, ‘nim milletimin’, ‘layacak o be’ gibi garip cümlelerin ortaya çıktığı ise bir iddia değil, gerçek..
Ancak milli tarihimize dair bilmediğimiz başka şeyler de olabilir!
Geçtiğimiz pazar günü Taraf’tan Ayşe Hür, çeşitli kaynakları tarayarak, üç milli marşımız, Gençlik Marşı, İstiklal Marşı, 10. Yıl Marşı’nın bestelerinin, ‘gayr-i milli’ olduğu yönündeki iddiaları gündeme getirmiş. Çok bilinen bazı şarkı ve türkülerimizin müziklerinin çalıntı olduğuna yaptığı atıflar da yazısının bonusu olmuş.
Mevcut İstiklal Marşımızın bestesinin aslında ilk beste olmadığını yakın tarihe ilgisi olanlar bilir.
Akif tarafından yazılan İstiklal Marşı’nın sözleri kabul görünce bir beste arayışına gidilir ve onun için de yarışma düzenlenir. Yarışmaya 24 beste katılır. Ancak o sıralarda Kurtuluş savaşı devam etmektedir, Ankara tehlikede olduğu için de hükümetin ve TBMM’nin Kayseri’ye taşınması gündemdedir. Bu hengamede yarışma unutulur gider. Ancak bir süre sonra yarışmaya katılan bestekârlar kendi bestelerini etrafta “İstiklâl Marşı” diye yaymaya başlarlar. 1924 yılında bu kargaşaya son vermek için Mili Eğitim bakanlığı bir kurul oluşturur ve bu kurul Ali Rıfat Bey’in “acemşiran” motifli bestesi kabul görür. [Yazının devamı.. →]
Nisan 26, 2008 3 Yorum
Derbi ve Karaborsa
Bugünlerde biraz yoğunum, ama o yoğunluk arasında bile laklak yapma fırsatı buluyorum.
Az önce bir arkadaşımla telefonda görüşüyordum. Hastalık derecesinde Galatasaraylı olan arkadaşım derbi için bilet bulamamış, karaborsadan 600 YTL’ye bilet almış. Karaborsacılara olan kızgınlığı görülmeye değerdi. Sızlanmaları bitince, ‘bileti zorla mı sattılar?’ dedim. “Hayır tabii ki.” diye cevap verdi. “O halde niçin karaborsacıya kızıyorsun?” deyince “bu kadar da fırsatçı olunmaz kardeşim, 600 YTL yaa” şeklinde beklediğim bir tepki verdi.
“Zorla satmadıklarını söyledin, demek ki senin için o rakama değermiş, o halde fiyat da uygun, talep olmasa fiyat da düşük olurdu” dedim ve ekledim: “Onların suçu yok, fiyatı piyasa belirlemiş, arz eksikliğinin suçunu piyasa mekanizmasına atma, ya gönül verdiğin klübe söyle talep ne kadar ise o kadar kişilik stad yapsınlar, ya satışa sundukları bilet fiyatlarını ‘doğru’ belirleyip ‘ucuz’a, ‘piyasa değeri’nin altına satmasınlar ya da içindeki futbol sevgisine söz dinlet” dedim. “Seninle de konuşulmaz” dedi, benzeri mihvaldeki gülüşmelerden sonra telefonu kapattık.
Siz de karaborsacılara kızanlardan mısınız? Onlara kızmayın, onlar ‘arz eksikliği’nin belirtisidir, ‘fiyat düzeltmesi’ yaparlar. Gerisi bunu ‘doğru okuyan’ serbest girişimcinin arz eksikliğini gidermek için işe koyulmasına kalır.
Soner Hoca’nın kulakları çınlasın!
Nisan 26, 2008 10 Yorum
Bir ‘köşe yazarı’nın zeka seviyesi
İnsanlar çeşit çeşittir, herkesin zeka seviyesi ve kavrayış kabiliyeti de farklıdır haliyle. Bu tip farklılıklardan dolayı insanlarla alay etmek de ayıptır.
Ancak; büyük bir gazetede köşe kapmış ve kendinize ‘milleti aydınlatma misyonu’ edinmiş iseniz zeka ve kavrama kabiliyetinizin en azından ‘ortalama seviyede’ olması beklenir.
Bunları yazma sebebim Milliyet gazetesinden Meral Tamer’in bir yazısı. Alper Görmüş yazmış, oradan okudum; çok kısa özetlersem, olay şu: Hürriyet gazetesinden Yurtsan Atakan internet erişim yasaklarını eleştirmek için “New York uçuşları yassah hemşerim” başlıklı ironik bir yazı yazmış ve bir hikaye uydurup, New York Times’da yayınlanan, PKK’nın terör örgütü sayılmamasını savunan bir makaleden dolayı İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi’nin New York uçuşlarını durdurduğunu, eşi ve çocukları ile havaalanından geri döndüğünü söylemiş. [Yazının devamı.. →]
Nisan 23, 2008 14 Yorum
Sosyal Güvenlik Reformu
Orasından burasından deline deline kevgire çevrilen ‘Sosyal Güvenlik Reformu’ ittire kattıra da olsa TBMM’den geçmiş nihayet. Henüz “bu haline de şükür” diyemiyoruz; çünkü CHP, Anayasa Mahkemesi’ne başvuracakmış. (Başvurmasa şaşardım.) Eğer oradan da birşey çıkmazsa değişiklikler kademeli olarak yürürlüğe girecek.
Bu konudaki düşüncelerimi birkaç yerde dillendirdim, buraya da yazayım.
Bir kere bu reform çok çok geç kalmış durumda maalesef. 1990′ların başında kaçırdığımız treni yakalama çabasındayız halen. Ancak buna bile itiraz edenler var ki onları anlamak mümkün değil.
Sosyal güvenlik açıkları yine hepimizin sırtına biniyor bunun bedelini şakır şakır ödüyoruz, romantik emekçiler de dahil.
Eğer bu reform bu kadar ağır şartlar getiriyorsa bunun en önemli sebebi geçmişte yapılan popülist uygulamaların lütufkârlığındandır. Demirel ve İnönü 90′ların başında hangi akla hizmet ise emeklilik yaşında indirime gittiler. Erkeklerde 43′e kadınlarda 38′e inen emeklilik yaşı uygulaması sonun başlangıcı oldu. [Yazının devamı.. →]
Nisan 22, 2008 32 Yorum
Ayşe Hür Röportajı
İki gündür Yeni Şafak’ta değerli tarihçi Ayşe Hür ile Atatük, İnönü, Kemalizm ve son dönem siyasal gelişmeler ekseninde yapılmış bir söyleşi yayınlanıyor.
Önemli kısımlarını alıntılayayım istedim ama kırpmaya kıyamadım.
Mutlaka okumanızı öneririm; ilk bölümü buradan, ikinci bölümü buradan okuyabilirsiniz.
***
Alakasız not: RSS konusundan anlayan var mı? Nedense eklediğim yazılar RSS okuyucularına -diğer bloglardaki güncellemelerden çok daha- geç düşüyor. Hele eklenen yorumlar günler sonra toplu teslim yapılıyor gibi. Sorunun ne olduğu hakkında fikri olanlar, yorum kısmından ya da iletişim bölümünden yardımcı olabilirse çok memnun olurum. (Mesela bu yazıyı 22.04.2008 21.51′de yayınlamışım. Bakalım Rss okuyucularına ne zaman düşecek; özellikle Google Reader’a.. )
Nisan 22, 2008 5 Yorum
2008 Blog Ödülleri
‘2008 Blog ödülleri’ diye bir yarışma vardı, sağolsun dostlardan birisi benim sitemi de aday göstermiş; ben de kaydolmuştum. (Haber, gündem, politika kategorisinde.)
Oy kullanma süreci başlamış. ‘Düşünceler’ için oy vermek isterseniz şu linki takip edip oy kullanabilirsiniz:
http://2008.blogodulleri.com/Oylama.aspx?BID=573
(Aktivasyon icin cok basit bir üye olma/mail doğrulama işlemi var.)
Yarışma, adaylar ve kategoriler hakkında bu sayfadan bilgi alınabilir.
Nisan 21, 2008 58 Yorum
Ekonomik ve Politik duruşlar
Kıdemli yorumcularımızdan Mr.No, değiştiğinden, liberalleştiğinden sözetmiş. Dur bakalım Mr. No, bunlar daha iyi günlerin senin. (Heh, demek ki Hayek’in faydası olmuş, anladın sen onu.. )
Şaka bir yana, hepimiz değişiyoruz. Değişmekten korkmamak gerek. Asıl kötüsü sabit fikirli olmaktır.
Farklı fraksiyonları cılızca devam etse de reel sosyalizmin cenazesi çoktan kaldırılmıştır. Allah rahmet eylesin. Yerinde rahat uyusun.
Liberalizme gelince.. [Yazının devamı.. →]
Nisan 20, 2008 9 Yorum
Tahammülsüzlük
İki fotoğraf arasındaki farka bakın. Basit bir photoshop müdahalesi bir zihniyetin de röntgenini çekmiş.
Şu videodaki incileri döktüren, tahammülsüz ve hazımsız bir zihniyet bu. Başka türlü davranmalarını beklemek şimdilik hayal sanırım.
Umarım bu tahammülsüzlükleri sadece düşünce ve ifade bazında kalır.
Nisan 19, 2008 17 Yorum
Milli Şef’in paraları
Erdoğan, Baykal’ın şahsında CHP’ye “CHP zihniyetinin, vefatından hemen sonra Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün resimlerini Türk parasından nasıl çıkardığını gayet iyi biliriz” diyerek yüklenmesi üzerine İsmet İnönü’nün kızı Bilgehan Toker, Erdoğan’a yanıt vermiş:
Atatürk’ün ölümünden sonra yurt içinde ve dışında Cumhuriyet yönetiminin devam edip etmeyeceği konusunda söylentiler vardı. Bu endişeleri ve beklentileri ortadan kaldırmak için Atatürk’ten sonra gelen cumhurbaşkanlarının resimlerinin paralara girmesi kararlaştırılmış. Dolayısıyla bu uygulama kanun gereği yapılmıştır.
Benim bildiğim bir padişah tahta çıktığında üç şey yapardı; bunlardan birisi adına hutbe okutmak, ikincisi kendi sancağını göndere çektirmek, üçüncüsü de adına para bastırmaktı. Şu var ki Osmanlı’da paraya portre konulmaz, padişahın tuğrası konurdu.
Kusura bakmasın ama, bu açıdan Toker’in cevabı kelaka bir cevap olmuş.
Ayrıca şu “gökten zembille inmiş cumhuriyet” masalını bırakma zamanı artık gelmedi mi?
Cumhuriyet hem zihinsel anlamda hem de kurumları bağlamında Osmanlı’nın devamıdır. [Yazının devamı.. →]
Nisan 16, 2008 22 Yorum
MHP’nin çizgisi
MHP lideri Bahçeli’nin başdanışmanı, siyasetbilimci Doç. Vedat Bilgin bir röportaj vermiş. Okudum, birkaç (önemli) nokta haricinde söylediklerinde uzun boylu itiraz edilecek bir yer göremedim.
Mesela, Türkeş’i aklayacağım derken çok abartmış. Pekala Türkeş soğuk savaş şartlarındaki malum (Maraş, Çorum) provokasyonlardan haberdardı. “Bunların Türkeş’in kontrolü veya bilgisi dışında olduğunu düşünüyorum” demesi beyhude bir aklama çabasından başka birşey değil.
ABD ve üzerimizdeki ‘emelleri’ ile alakalı düşünceleri de klasik milliyetçi düşüncenin dışına çıkamamış. Soğuk savaş dönemi için geçerli düşüncelerdi bunlar, şimdi çok daha farklı şartlar.
Röportajın altına yorum ekleyen bir okurun “Vedat, Recep Peker’den örnek veriyor ama Peker’in takipcisi Gündüz Aktan ile ilgili bir şey söylemiyor.” demesi de cuk oturmuş.
Dediğim gibi, bu tür şeyler dışında oldukça makul bir çizgisi var Bilgin’in. Bahçeli’nin de başdanışmanı imiş. Bahçeli Bilgin’e ne kadar danışıyor, görüşlerini dikkate alıyor mu bilmem ama eğer alırsa çok iyi eder. “Bahçeli sarkık bıyıklı, beyaz çoraplı mafya müsveddelerini bayağı temizledi partiden” diye duyuyoruz, Bilgin gibi adamların çizgisini baskın hale getirip şekilsel değişimin yanında zihinsel değişime de ön ayak olmalı.
Böyle bir çizgiye gelecek MHP’nin, -özellikle temsil ettiği kitlede zihinsel açıdan yapacağı dönüştürücü etki düşünülürse- ülkeye çok faydasının olacağı aşikar.
Nisan 15, 2008 Henüz yorum yok
